Duhâ sûresi 11 âyetten kuruludur. Özellikle çağımızda büyük bir mucize sırrı taşıyan bir Kur'an mesajıdır. Ancak, kelimelerinin sıradan çevirişi sonunda ortaya çıkan mâna; onun asıl manası yanında pek anlamsız gelmektedir. Bu yüzden, rahmetli Elmalılı Hamdi Yazır üstadımız gibi, çeviride pek çok kelimeyi aynen muhafaza ettik ve bu kelimelerin mânalarını yorum bölümünde açıkladık.
Âyet 1: O Duhâ
Âyet 2: Ve Secâ'deki Leyl hakkı için
Âyet 3: Veda etmedi Rabb'in sana, darılmadı da.
Âyet 4: Senin için gelecek önceden daha hayırlıdır.
Âyet 5: Ve ilerde Rabb'in sana öyte atâ edecek ki, rızaya ereceksin.
Âyet 6: O seni emsalsiz (yetîm) iken Yecid sırnyle îyva etmedi mı?
Âyet 7: Seni tüm yanlışlardan ihda etmedi mi?
Âyet 8: Seni âil iken (yoklukta iken) iğna etmedi mi?
Âyet 9: Amma yetîme kahretme
Âyet 10: Ve amma sâili kırma
Âyet 11: Ve fakat, Rabbani nimetlerini tahdîs et.
Sûrenin tümünden anlaşılacağı şekilde, bu sûre Efendimizin üzüntülü bir devrinden sonra inzal olmuştur ve yalnız O'na hitap etmektedir.
Kısırdöngüden kurtulamayan bazı yorumcular, bu intizar devrini vahyin gecikmesi şeklinde yorumlamışlardır. Kesinlikle yanlıştır. Sûrenin ilk bölümünün yorumundan anlaşılacağı gibi, Efendimizin üzüntü sebebi; kendinden asırlar sonra gelecek mü'minler adına endişesidir.
Fahr-i Kâinat Efendimiz, kendinden asırlar sonra gelecek mü'minlerin; zaman şartları içinde karanlık, zulmetli günler yaşayacaklarım düşünerek, çok üzülüyordu. İşte üzüntülü devre budur.
Allah, Efendimize bu süre ile teminat vermiş, özellikle çağımızdaki mü'minlerin îmanlarına kefil olmuştur. Bir ve ikinci âyetlerin müstakil kelimeden oluşması, süredeki önemli mesaja işarettir. Eğer Duhâ ve Leylî Secâ çok önemli birer mesaj olmasa, tek bir âyet içinde toplanır; hatta üçüncü âyetle birlikte tek bir âyeti oluştururdu.
Âyet 1-2: «O duhâ ve Leyli Secâ hakkı için.»
Duhâ:
a) Güneşin kuşluk vakti.
b) Bir intişarın, taze, fakat tamamlanmış devri.
Âyetin inzâl olduğu anda İslamiyet'in Duhâ Devrini kasd etmektedir. Yani en parlak ve taze devri.
Leylî Secâ: Gece karanlığının en sessiz ve derin devri. Zulmetin, vahşetin şiddetinden doğan yılgınlık ve suskunluk demektir.
Cenab-ı Hak, her iki âyette de kasem ettiğinden, Efendimize bir teminat mesajı vermektedir.
Bu mesajı şöylece özetleyebiliriz:
«Habibim, senin nûrunu nasıl duhâ kemaline, ihtişamına ulaştırmışsam, asırlar sonra beşeriyetin Leylî Secâ'ya doğru yaklaştığı devirde de; yine mü'minlerin, teminatı benim. Onlara bir ilim güneşi vereceğim; Kur'an'ın sırları bütün ihtişamı İle zuhur edecektir.»
Mâna ilmi ile uğraşanlar, Leylî Secâ'nın ve doğacak ilim güneşinin hangi çağda olacağını merak etmişlerdir. Bunun anahtarı Sûre-i Fil'dedir. Zira İslam güneşi, yani asr-ı saadet, Fil Vakasi'ndan kırk yıl sonra duha sırrına ermiştir.
Leyli Secâ da Fil Vakası benzeri olaylardan 40 yıl sonraya tekabül eder ki:
İkinci Cihan Savaşı'ndaki hava bombardımanları Fil Vakası'nı andırmaktadır. 1940'da başlayan bu bombardımanlardan 40 yıl sonra; hicri 1400'de (miladi 1980) İslam'ın ilim güneşi duhâ sırrı ile parlamıştır. Yine bir özel hikmet de duhâ sırrının çağımızda ilk kez Habeşistan'ın komşusu Nijerya'da kitle halinde İslam Dini'ne dönüşler şeklinde başlamasıdır. Ayrıca 1980'den Avrupa'da pek çok bilim adamı İslamiyet'i kabul etmiştir. Elbette bu yıllar, bilimsel sırların açıklanması için de bir başlangıçtır.
Bu iki âyetin müşterek manasım özetlersek:
«Habibim, senin duhâ sırrını hiçbir Leyli Secâ söndüremeyecektir. Ben senin ümmetine kıyamete kadar duhâ sırrı vereceğim, en ümitsiz anda bile ilim aydınlığını intişar ettireceğim.»
Zîra, Nur-u Muhammedi (S.A.V.) yüce yaradanın Rahîm sırrıdır, kesiksiz intişar edecektir.
Âyet 3: «Veda etmedi Rabbin sana, darılmadı da.»
Efendimize hitabı: «Rabbinin mana ceryanı senin için kesiksiz ve ebedidir. Yani, veda etmedi ve ümmetine çok haris olmana gücenmedi de.»
Âyetin mü'minlere hitabı: «Ey inananlar, Rabbiniz sizi Leyli Secâ'da en karanlık günlerde bile terk etmeyecek.
Ve de sizin kusurlarınıza bakıp size gücenmeyecek, ta ki siz sevgili habibimi terk etmeyin.»
Âyet 4: «Senin için gelecek önceden daha hayırlıdır.»
Elbette gelecek, önceden; geçmişten daha hayırlı.
Âyetin Efendimize yönelik yorumu: «Habibim, sen her an yeni bir terakkidesin. Çünkü sana her tecellî ayrı bir hikmet intişar eder. Her an ayrı bir şeende ve daima daha güzel bir tecellidesin.»
Ayetin ümmete yönelik yorumuna gelince: «Âlem-i İslam her geçen gön daha hayırlı bir kadere erişecek. İslam dünyasının geleceği geçmişinden daha hayırlıdır.»
Âyet 5: «Ve ilerde Rabb'in sana öyle atâ edecek ki, rızaya ereceksin.»
«Habibim, sana atâm sonsuzdur. Sen razıyım di-yene kadar seni ihya edeceğim.
Özellikle sevgili Peygamberim: Sen ümmetine harissin, razıyım diyene kadar sana ümmet vereceğim. Onları tarihin her devrinde hayırdan hayıra götüreceğim.
Sen razıyım diyene kadar...»
Âyet 6: «O, seni emsalsiz (yetîm) iken yecid sırrı ile iyva etmedi mı?»
Bu âyet, hemen hemen pek çok çeviride sathi ve yetersiz anlam verilen bir âyettir. Bu âyete mâna verebilmek için, üç kelimenin mânasını çok iyi bilmek gerekir:
1 - Yecid. 2 - Feâvâ veya İyva. 3 - Yetîm.
Bu üç kelime de Arapça'da özellik taşıyan kelimelerdir. Bu kelimelerin özelliği bilinmezse; âyete «Sen yetimken o seni yetiştirmedi mi?» gibi garip bir çeviri getirilir. Önce bu üç kelimeyi inceleyelim;
1) Yecid: «Vâcid»den kinaye yeni bir vücud verme demektir. «Seni yecid etmedim mi?» demek:
«Ben sana vâcid sırrı ile yeni bir hayat, yeni bir vücud vermedim mi?» demektir. Sıradan bir doğuş, hayat buluş için yecid kelimesi kullanılmaz. Çünkü Allah vâcid esmasıyla tecelli edince bambaşka bir hilkat yaratır. O'nun ihtişamı benzersiz güzelliği söz konusudur.
2) Feâvâ: «İyva»dan kinayedir. Bir kıymete, başka bir kıymet ekleme; bir madeni arıtarak zenginleştirme anlamına gelir. «Senin kıymetim vâcid sıfatıyla bir sonsuz güzelliğe çevirdi» demektir (Yecid'le birlikte mütalaa edilince).
3) Yetîm'e gelince: Yetîm, normal mânada öksüz demektir. Ancak mecazî mânada ve edebiyatta genellikle emsalsiz demektir. Nitekim, eskiler hatırlar, «dürri yetîm» emsalsiz inci demektir.
Yecid ve Feâvâ kelimelerindeki özellik göz önüne alınırsa; buradaki yetîm, kesinlikle mecazî mânadaki emsalsizi temsil eder.
O halde altıncı âyetin mânasını şöyle toparlayabiliriz: «Seni emsalsiz yaratıp, sonra da vâcid sırrımla sonsuz mâna zenginliğine erdirmedim mi?»
Enfüsî manada: «Seni Mustafa (yetîm) sırrı ile yaratıp sonra hamid sırrımla; Muhammed (S.A.V.) makamına iyva etmedim mi?» Ya da «Seni Mustafa makamından vâcid esmamla iyva edip, mahmudiyet makamına intikal ettirdim. Böylece, Muhammed Mustafa (S.A.V.) hikmetine erdin.»
Burada vâcid esmasının Efendimize tevcih ve tecellîsi ayrıca bir hilkat şifresidir. Var olabilme ve kulluk, vâcid esmasından oluştuğundan; o her varlığın özünde Efendimizin hikmeti vardır. Buradaki yecid kelimesinin hikmeti Fizikteki empuls - etki gibi bilimsel bir kavramdır.
Âyet 7: Nefs, daima bir yanılgı sembolüdür. Ancak Efendimizin nefsi yecid sırrı ile yeniden hayat bulduğu için, her türlü yanılgıdan hidayet bulmuştur.
Âyetin «Seni tüm yanlışlardan ihda etmedi mı?» hükmü, Efendimizin nefsinde tüm hidayet sırlarının topladığını ilan etmektedir. Bilindiği gibi ihda hidayete erişilmek demektir. Hidayet kavuşmak ise güzeli görmek, gerçeği anlamak sırrıdır. Cenab-ı Hakk'ın, ahsen-i takvîm sırrı ile yarattığı insandan görmek istediği hikmet budur.
Efendimizde hidayet, lütf-u ilâhî gereği zirvededir. Mutlak mahviyyet ile yıpranmayan, yılınmayan kulluk zevki Allah'ın murad-ı ilâhisidir ve Efendimizde sembolleşmiştir.
Bu yüzden yüce Yaradan, Efendimizi Kur'an'da bize tanıtırken:
«Ben onu her türlü yanılgı ve yanlıştan (dâll) arındırdım. Hidayete erdirdim» buyuruyor (hedâ).
Bu hidayet, manevi zenginliğin temelidir. Nitekim 8'nci âyet bunu dile getirecektir.
Âyet 8: «Seni âil İken (yoklukta iken) iğna (manevi servet sahibi) etmedi mi?»
Buradaki âil ve iğna kelimeleri, «Seni fakirken zenginleştirmedik mi?» şeklinde mâna vermeye imkan vermemektedir. Bir çok çevirilerdeki bu tarz ibareler ancak yanlış bir benzetmeden ibarettir. Âil, fakir karşılığı değildir. Zira âil, yokluk demektir. İğna ise verilen bağışların her türlüsünün türü demektir. Hiçbir zaman zenginlik, hele maddi zenginlik olarak düşünülemez.
Burada üç mâna iç içedir:
a) Seni yalnız yarattım, sonra sana tüm kâinatı ; ümmet olarak verdim (İnsan, Cin, Melek.)
b) Sen nefsini yoklukla güzelleştirdin. Ben de sana manevi zenginliklerin tümünü verdim.
c) Gönlündeki mutlak yokluğa tecelli edip, seni evrenlerin tüm boyutlarına intikal ettirdim (Mîraç).
Böylece Cenab-ı Hak, Sûre-i Duhâ'da Efendimize ait tüm hikmetleri açıklamaktadır.
Âyet 9 - 10: Bu iki âyet, çok özel ilâhî bir şifredir. Bu nedenle, âyetlerin zahiri mânalarına hiç takılmadan, şifre hikmetlerini açıklamak istiyorum. Mâna ilminde yetîm şifresi ilâhi tecelliyi temsil eder. Fakir şifresi de Efendimizi temsil eder. Kur'an'da «Yetîmi incitme, fakiri kırma» anlamına gelen tüm âyetler; bu âyete kıyasla enfüsî mânaları açısından: «Allah'ı incitme, Muhammed (S.A.V.)'i kırma» anlamına gelmektedir.
Şimdi 9 - 10'uncu âyetlerin Duhâ Süresi içindeki yorumlarına geliyorum:
a) Sevgili Habibim, bana ümmetin için naz aleminde sitem etme, Onlara leylî Secâda da duhâ sırrı vereceğim:
b) Âyetin inananlara yönelik mânasında:
1) Siz duhâ sırrı istiyorsanız, yetime müşfik olun ve fakire yakın sevgi besleyin.
2) Takdirime karşı en ufak sitemde bulunmayın; mutlaka bir hikmeti vardır.
c) Ey Habibim! Gönlünde sail ümmetin için ne yaşatıyorsam o kırılmayacak, incinmeyecek, ümmetin senin istediğin gibi nîmetime gark olacaktır.
Âyet 11: «Ve fakat Rabbinin (verdiği) nîmetlerini tahdîs et (açıkla; tüm ayrıntıları ile anlat).»
Bu nîmetler, her anlayıştaki ümmet için söz konusudur. Şöyle ki:
a) Allah'ın Duhâ Suresi aracılığı ile ilan ettiği tüm ilahi garantileri anlat.
b) Gönülden gönüle sırr-ı Muhammedi (S.A.V.)'yi naklederek mahşere kadar manevî ceryanı ateşle.
c) Bu sûrede verdiğim ve bu sûreden itibaren 22 sûrede açıklayacağım nimetleri tümüyle ümmete açıkla.
Efendimiz bu sûreden itibaren bütün bu kısa sûreler demetini okurken, bu yüzden daima tekbir getirirdi.
Çok önemli olan cihet: Bu sûreden itibaren 22 sûrenin birbiriyle özel bir şifre sistemi içinde irtibatlı olduğu gerçeğidir ve bu 22 sûre hep birbirini açıklar, yorumlar.
Ne çare ki, küçük, kısa notlar halinde hazırladığımız bu yorumlar demetinde bu ayrıntıya gereğince giremeyeceğiz. Çünkü ana hatlar sistemi içinde yayınlamaya özen gösterdiğimiz bu küçük kitaplarda, ayrıntılar sûreleri güç anlaşılır hale sokabilir.







































