
Kur'an'da, insanı, özellikle tanımlayan üç süre vardır: Yusuf Sûresi, Asır Süresi ve Tîn Sûresi. Bu süre, aynı zamanda Kur'an'da açıklanması en zor olan üç sûreden (93, 94, 95) biridir.
Sûre-i Tîn'de, hem insanın hilkati, hem de temeldeki yaratılış hikmetleri iç içe bir gülün goncası gibi açmaktadır.
Her sûrede baş vurmamız gereken bu gül goncası gibi açılış ilkesi, ancak bu surenin yorumu sırasında anlaşılmıştır. Bu hikmet şudur:
Kur'an'da her âyet bir diğerini açar. Birbirine ilgisiz gibi görünen kelimeler, gerçekte birbirini tamamlayarak bir büyük mesajın çatışını teşkil eder. Ve asıl üzerinde durulması gereken ayetler, özellikle ilgisiz gibi kelimelerden kurulu bu tarz âyetlerdir.
Şimdi önce Tîn Sûresi'ni imkan oranında, çevirişi tanıyalım:
Âyet 1: And olsun o Tîne (incire) ve o zeytine
Âyet 2: Ve o Turi sînîne
Âyet 3: Ve bu belde-i emîne.
Âyet 4: Biz insanı Ahsen-i takvimden yarattık.
Âyet 5: Sonra onu sefilin en sefiline (aşağının en aşağısına) reddettik (fırlattık).
Âyet 6: Ancak îman edip salih amelde bulunanlar başka, on/ara tükenmez ecirler vardır.
Âyet 7: O halde dîni hangi şey tekzib ettirir (yalan saydırabilir)?
Âyet 8: Allah Ahkemü'l-Hâkimîn değil mı?
Sûre-i Tîn çok önemli bir sûredir. Bu yüzden çeviride bazı kelimeler aynen korunmuştur ve bu kalıp çok incelenerek hazırlanmıştır. Daha açık mânaya ancak yorum bölümünde değinebileceğiz.
Âyet 1-4: Sûrenin ilk bölümü 1 - 4'üncü âyetlerden kuruludur. Bu bölüm, insanın Ahsen-i Takvim'den yaratıldığını dile getirerek tamamlanır. Arap Edebiyat kuralına göre bir gerçek bildirilirken; bu gerçek anlatılmadan önce, o gerçeği izah eden bazı işaretleri verilir. Buna kasem (yemin) denilir. Kur'an'da geçen kasemlerin tümü, bu edebî kural nedeniyledir. Türkçe ifade ile «Şu.. şu gerçekleri görünüyorsunuz ya? O halde olay budur» demek anlamınadır.
İlk dört âyete dikkat edersek:
«Tîn, Zeytin, Tun sinin ve Belde-i emîne kasem olsun ki (ya da onlar hakkı için) biz İnsanı Ahsen-i takvimden yarattık» buyurulmaktadır.
O halde Tîn (incir), Zeytin, Turi sînîn ve Belde-i emîn ile insan yaratılışı arasında çok ciddi bir ilgi . vardır. Acaba bu ilgi nedir?
En dış mânadan en iç mânaya doğru kat kat mânayı açalım;
Yorum 1: İncir çekirdekleri pek çoktur. Zeytin çekirdeği bir tanedir ve büyüktür.
İnsan, annenin tek yumurta hücresi ile babanın birçok olan meni hücrelerinin birleşmesi sonu teşekkül eder. Ve meni hücrelerinin yumurta hücrelerine oranı; zeytin çekirdeğine, incir çekirdeklerinin oranına eşittir. Yani büyüklük oranları tıpatıp birbirine benzemektedir.
Döllenmiş yumurta, rahimde tüylü bir tepeciğe gider ki (rahimin özel epitel hücreleri), Turi sînîn ifadesine benzer. Elbette ki rahim, bir Belde-i emindir. Elbette bu gerçeklerin 14 asır önce Kur'an'da böylesine zarif bir misal içinde verilmesi muhteşem bir mucizedir.
Yorum 2: Ahsen-i takvimden yaratılan insan için en emin belde zeytin, incir yetişebilen, aynı zamanda yeşil bir tepe yüksekliği olan iklimdir.
Bu mânaya dikkat edersiniz, 1, 2, 3'üncü âyetler Belde-i emîn'i yorumlamaktadır.
Şimdi âyetin kat kat mânalarına inmeden önce, bu dört âyette geçen kelimeleri inceleyelim:
Yorum 3:
1) Tîn: «Tîn» kelimesi genelde «incir» anlamına gelmekle beraber mecazi mânaları davardır. Bunlardan ilki, mahal ve mekân isimlerdir. İncirli tepe, incir yolu kelimeleri yerine de Tîn denilir. Mesela Hz. İsa'nın Romalılardan kaçıp saklandığı yere Tîn denilir. Ayrıca bu kelime, işaretli yer anlamına da kullanılır.
İncirin bilimsel özelliklerine gelince; Sûrenin isminin Tîn olması, bu sûrenin bu âyetle başlaması, incirin çok önemli biyolojik sırları olduğuna işarettir.
İncir çekirdeği, en bol ve en küçük olan bir bitki çekirdeğidir. Ve işin garibi, tıpkı haşhaş gibi bitkisel sütle beslenir. Genetik kartları sembolize eden tohumlar, genelde kan ya da bitkilerin kökünden gelen besleyici sularla geliştiği halde; pek az bitki, bitki sütü diyebileceğimiz süt benzeri bir madde ile gelişir. Bunların en ilginci de incirdir. Bu süt, Riboz şekeri ile protein ham maddelerim, bol vitamin ve enzimleri ihtiva eder. Hilkatin vahdet sırrını temsil eden bu süt; çokluğu, yani binlerce çekirdeği oluşturur.
Bazı ateist biyolojistlerin sandığı gibi bitki düzeni, hayvansal düzene göre, daha yeni bir sistem değildir. Aksine incirde bu sistem, biyolojinin harika ve zirvede bir sistemini vurgular. Hiçbir sınıflandırma incirdeki bu biyolojik hikmeti açıklamaya yetmez.
2) Zeytin: Bilinen meyveyi temsil etmekle birlikte, Edebiyatta siyah ve parlaklık ilgisini temsil eder (zeytin gözlü gibi). Zeytin de incir gibi çok özel bir bitkidir. Ağacında acı olarak yaratılmış ve tüm hayvanlara bu yönü ile yasaklanmıştır. Sırf insana özgüdür.
Zeytin yağı çok özel bir yağdır. Hücre zarının yapımında vazgeçilmez harika bir yapım maddesidir.
Zeytin yağı içinde, aynı zamanda, yağı yakan enzimler vardır.
Daha önemlisi, özellikle kalp kası ve cinsel hücreler için hayati önemi haiz olan E vitamini yalnız zeytinde depo edilmiştir.
İnsanın maddesel yapısındaki insana has mükemmellikle, zeytin yapışı arasındaki biyolojik ilgi, henüz yeni yeni anlaşılabilmiş sırlardır. Allah dikkatimizi özellikle, incir ve zeytinle insanın tüm canlılardan farklı özel biyolojik sırlama çekmektedir. Biyolojik sır: İncirin kemik iliği, zeytinin hücre zarı yapışma, kalp kası ve cinsel hücrelere etkisi yönündedir. Çok özel terkibi henüz fark edilebilmiştir.
3) Turi sînîn: Yeşil örtülü, ağaçlı tepe demektir.
Biyolojik açıdan zeytin ve incirden sonra zikredilmesi, bu iki bitki kadar taze oksijenin de insan için vazgeçilmez hikmetim beyan etmek içindir. Hava kirliliği mücadelesi verilen günümüzde, âyet müthiş bir reçete vermekte ve «emin belde için» tek formül, yeşil tepelere kentleri kurmak gerektiğini vurgulamaktadır.
Bu mânalar dışında, Turi sînîn'in Hz. Musa, Tîn'in Hz. İsa, Belde-i Emîn'in ancak Fahr-i Kâinat Efendimiz olduğu yolunda yorum yapan yorumcular da olmuştur. Ancak «Turi sînîn» müşterek kelimesini Tur-u Sîna ile karıştırmamak gerekir.
4) Ahsen-i takvim: Ahsen: Güzeller güzeli demektir. Takvim: Yaratılış malzemeleri, yaratılışta Allah'ın seçtiği tarz demektir (kevn). Böylece, Ahsen-i takvim: Allah'ın hilkatte (yaratılışta) seçtiği tarz ve malzeme açısından en güzel şekilde seçilip yaratılma demektir. Ancak unutmayınız ki: Anlatmak için kullandığımız «malzeme» kelimesi; Allah'ın, hilkat sırrı içinde, boyutlarda şekillendirdiği formüllerdir.
İnsanın 4 unsuru da (Beden + Ruh + Kalp + Nefs) ayrı ayrı ahsen-i takvim'dir. Yaratış tercihinde en güzeldir.
İnsan bedeninin tüm canlılardan farklı yanını, İnsan Bilinmezi isimli kitabımızda etraflıca anlatmıştım.
İnsan ruhu da, ruhsal varlık kavramında en ahsendir. İlâhî bir intikaldir.
İnsanın, ahsen sırrında en önemli yanı, kalpdir. Allah'ın sezilmesi, bilinmesi, îman edilmesi ancak bu yanımız sayesindedir. Namazın Sırları kitabımızda açıkladığım gibi; bu hikmet Muhammedî bir ceryanın iç dünyamıza intikal noktasıdır.
Nefs yanımız da hilkatin en esrarengiz bir sırrıdır. Allah sanatının harika bir hikmetidir. İnsan Bilinmezinin Damla Yayınevi tarafından neşredilen yeni baskısında bu konu etraflıca işlenmiştir.
Şu halde insan, tüm yanları ile yaratılışın güzeller güzeli hikmetlerini cem etmiştir.
Şimdi 1 - 4'üncü âyetlerin enfüs mânalarını inceleyeceğiz:
Yorum 4: Tüm varlıklar çokluk alemini temsil eder ki, Tîn örneğiyle vurgulanmıştır. Halbuki temel, teklikden yansımaktadır (zeytin).
Tun sînîn ise, yaratılış planını temsil etmektedir (Sidre-i münteha). Bu konudaki hikmetleri Sûre-i Rahman ve Fussilet Sûresi ile bir kitap halinde yayınlayacağız. Rahman Sûresi'nin açıklamasında geniş bilgi verilecektir.
Yorumlarımızda zaman zaman kendi kitaplarımıza müracaat tavsiyelerimizi okuyucularım hoş görsünler. Eğer bu yolu seçmezsek, hem bazı kitaplarımızda tekrarlar olacak, hem de bir konuyu anlaşılması güç şekilde uzatmış olacağız.
Çokluk ve teklik açısından İncelenen bu yorumda;
Belde-i emîn: Çokluğun yalnızlığında perişan olmadan, vahdetle ilgiyi korumak gereğine işarettir. İnsan böyle bir sırla yaratılmış ve çokluk aleminin sidre hikmeti içinde, teklik alemi ile ilgisi birlikte yaratılmıştır. Bu Belde-i emîn hikmetidir. Bundan dolayı ahsen-i takvimdir.
Yorum 5: Efendimiz'e hitap eden anlamı; Tun Sînîn, Medine'yi temsil etmektedir.
«Sevgili Peygamberim, Kabe'yi temsil eden zeytin |ve ümmetini temsil eden Tîn'e kasem olsun ki: Medine'de, senin saltanat-ı Muhammedî'ni emîn kıldım. Nitekim bu hikmetten uzak kalanı da aşağının en aşağısına ittik» (51nci âyet).
Yorum 6: İnsanlara hitab eden anlamı: «Ben sizin bedenlerinizi, incir gibi çokluk sırrı ile yarattım. Fakat ruhunuz zeytin gibi tekliğin sırrını taşır. Eğer nefsiniz-de güzel ahlak çiçekleri açarsa (Tun Sînîn) îmana erer, Belde-i emînde olursunuz. Çünkü sizi yaratılış tercihlerimin en güzelinden yarattım.»
Yorum 7: Mâna alemi açısından yorumu:
«Sizi çokluk aleminde incirin şeker ve sütü gibi bir arada tutarak cennet bahçesine (Turi Sînîn) eriştirecek olan hikmet, Nur-u Muhammedi'dir. Onun tekliği ve parlak siyahlığı zeytinle pek güzel şifrelenmiştir.»
Belde-i emîn de kalb-i sanûberî'dedir. Kalbdeki , bu hikmet de zeytine benzetilmiştir.
İnsanın Ahsen-i takvim'den yaratılma hikmeti ise, kalb-i sanûberîsiyle nur-u Muhammedi santraline bağlanmasından doğmaktadır.
Şimdi 5'ınci âyete geçiyoruz.
Âyet 5: «Sonra onu aşağının aşağısına reddettik.»
İlk 4 âyette yaptığımız yorumlara aynen bu âyette devam edebiliriz. Konuyu, yumurta hücresi ve meni hücresinden alırsak: Eğer yumurta hücresi döllenip o Belde-i emîn'de hayat bulmamışsa, yani rahme yapışmamışsa; pislik halinde tuvalete atılır.
İkinci yoruma uygun olarak: Eğer insanoğlu güzel bir yerleşim yöresi tutamazsa perişan olur. Hayvandan daha zor hayata mahkum olur.
O mükemmel yapı, sağlığını kaybeder, dertten derde koşar durur.
Üçüncü yorumda: Eğer insan E vitamini, temiz oksijen gibi nimetleri ihmal ederse hastalığa, ölüme mahkum olur.
Dördüncü yorumda: Eğer teklik aleminin sırrını fark etmezse, aşağının aşağısı vahşi bir hayvandan daha sefil olur.
Bu âyetteki önemli bir mesaj da; reddettik, fırlattık kelimesidir. Yani, insan eğer îman sırrını, kalp hikmetini sezip Belde-i emîne, nur-u Muhammedî'ye sığınamazsa; otomatik olarak tüm güzelliklerden dışlanır. Çokluk aleminde sonsuz yalnızlıklarda perişan olur. Nitekim altıncı ayet bu fırlatılmaya açıklık getiriyor.
Âyet 6: «Ancak inanan ve iyi davrananlar (salih amelde bulunanlar) başka; onlara tükenmez ecirler vardır.»
İlk 4 âyetin sırrını kavrayan iman eder, iman eden ise Ahlak-ı Muhammedîyi taklid eder (Ameli Saliha). Ve ebediyete kadar ilahî mükafatlar devam eder durur.
Böylece Ahsen-i Takvim sırrı da tanınmış olur. Zira insanın güzellerin en güzeli olan hilkati, onun kalbindedir. Ve ancak îman ile, ahlak-ı Muhammedi ile ebediyyen yaşayabilir. Allah sevgisi ve O'na ayine olmak hikmeti, onu sonsuzlaştırabilir.
Hz. Ali «Nehcül Belağa» isimli çok yüce eserinde bu ayetin yorumunu şu beyitle dile getirmiştir.
«İlacın sendedir, farkında olmazsın.
Derdin de sendedir, fakat görmezsin.
Sanırsın ki sen sade küçük bir zerresin;
Halbuki sende durulmuştur en büyük âlem.»
Altıncı âyette geçen «Gayr-ı memnun» kelimesi, Arap Edebiyatında «Hazzına doyum olmayan» demektir.
Âyet 7: «O halde (bunca bilimsel gerçeklere rağmen), dîni hangi şey tekzîb ettirir?»
Özellikle bu âyet, günümüz bilim adamlarına çok ilginç bir hitabdır. 1- 4'üncü âyetlerdeki açık ilmî mucizelere rağmen, dîni inkar etmek, yalanlamak mümkün müdür?
Akıl da Ahsen'i Takvim'in bir nimetidir. Aklı taşıyıp da Kur'an inkar edilebilir mi?
Âyet 8: «Allah Ahkemü'l-Hâkimîn değil mi?..»
Allah, tüm hikmetlerin (fizik, matematik) ve hükümlerin, güçlerin mutlak hakimi değil mi?..
Allah'ın bu sıfatı, celal tecellîsiyle Samed ve Ahad hikmetlerinin gaybdan alem-i imkana şiddetle, yansımasını ifade eder.
Ve de Süre-i Tîn'deki bunca açık mesajlara rağmen, hala Kur'an'a inanmayan varsa Ahkemü'l Hâkmîn sırrıyla alçaklar çukuruna fırlatılır, demektir.
Bu âyet tamamlanınca Efendimiz:
«Sübhaneke Fe Belâ» ya da
«Belâ ve innâ zalike mine'şşâhidîn» buyururlardı.
Ümmete de bu tarz bir tasdiki emretmişlerdir.
Namaz sürelerinin en basında yer alan bu üç sûreyi mü'minlerin ezberleyip, hiç değilse günde 1 kez namazda okumaları çok feyizli olur.