

İlk tamamlananlardan olan bu sûre, mesaj açısından kısa sanılır. Halbuki bu süre akıl almaz hikmetler içeren bir sûredir.
Efendimiz bu sûreyi sabah akşam namazlarının sünnetinde ve yatarken okurlardı.
Tasavvufta bu sünnete uyulmasına çok önem verilir.
Bu sûre, bazı dar düşüncelilerin sandığı gibi savaş âyetleriyle nesh edilmiş (hükmü kaldırılmış) değildir. Aksine hükmü esrarlı bir şekilde kıyamete kadar devam eder.
Ayrıca bu süre okundukça küfrün zulmü kaybolur. Şer alışkanlıklar, isyanlar çürür.
Kafirlerin Mekke'de İslamlara ilk tecavüzlerinde bu süre Hz. Zeyd tarafından Kabe'de okunmuş ve o sır, küfrün şiddetim kırmıştır.
Âyet 1: De ki: Ey kâfirler!
Âyet 2: Tapmam o taptıklarınıza.
Âyet 3: Siz de tapanlardan değilsiniz benim mabuduma.
Âyet 4: Hem ben tapıcı değilim sizin taptıklarınıza.
Âyet 5: Hem de siz tapıcılardan değilsiniz benim mâbuduma.
Âyet 6: Sizin dininiz size, benim dinim bana.
Bu sürede en önemli noktalardan biri, âyetlerin tertip şeklidir.
Âyet 1: Görüldüğü gibi ilk âyet, başlı basma «Ey kâfirler» kelimesinden ibarettir. Bu kelimenin tek bir âyet şeklinde inzali, şiddetli ve ilâhî bir azametin ifadesidir. İlâhî kudretin yenilmezliği, çevrilmezliğinin sırrı bu âyette öyle güçlüdür ki, bir mü'min, zulüm kusan bir kafire yalnız bu âyeti okusa, kafirin tüm gücü soluverir.
Bazı tefsirlerde bu âyetin, müşriklerin Ebu Talîb'e gelerek, Peygamber Efendimize anlaşma teklif etmeleri üzerine inzal olduğunu bildirirler. Bu tesbit yerindedir. Bu nedenle âyet, «Ey kâfirler siz kim oluyorsunuz?» anlamınadır.
Âyet 2: «Tapmam, o tapdıklarınıza»
Buradaki incelik, önce inananın kendi mevkisini sağlam olarak tayinidir.
Küfre karşı taviz yoktur, ben kalbimi hakiki mâbudum'un iman ve sevgisiyle doldurdum. Sizin taptığınız putlara, menfaatlere, dünya saltanatına, paraya kesinlikle tapamam. Bir mü'min bu ayetle tüm inançsızlara karşı büyük bir taahhüde girmiştir. Sonra, Kâfirûn Sûresi'ni okuyan bir mü'min, kâfirin taptığı her türlü hurafe, put menfaat gibi nesnelere tapmadığını ilan eder, sonra döner onlar gibi sirke düşerse gülünç olur.
Âyetin Efendimize has inceliği elbette bambaşkadır. Bunu enfüsî mana yorumunda ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.
Âyet 3: «Siz de tapanlardan değilsiniz benim mâbuduma.»
Zira, şirk, nifak ve zulüm içinde menfaatlara tapan sizlerin gerçeğe dönmesi imkansız. Benim mâbuduma tapabilmeniz için gönlünüzün kirlerden arınmış olması gerekir.
Bu âyette, hüküm veren cebri bir kader kavramı vardır. Hatta pek çokları, «Onların küfr-ü inadîleri bu âyette tescil oldu, artık iman edebilmeleri imkanı yoktur» derler.
Burada önemli iki noktayı vurgulamak istiyorum:
1) Kalbin mühürlenmesi biçimde kesin küfür hali nedir? Yani bazıları kafir olarak mı yaratılmışlardır?
Bu sorunun cevabı, Sûre-İ Beled'de açıkça bildirildiği üzre, yaratılan her insan küfür ve imanda eşit şartlarda muhayyer (kendi reyine) bırakılmışdır. Ancak insan günah işleye işleye kalbini karartır, zulüm, nefret ve kavgaları artık bu emsalsiz cihazı işlemez hale getirir. Bu görünüm kalbin mühürlenmesidir. Elbette mühür ilâhî bir hükümdür, ancak, kalp dediğimiz bu narin cihazı, ta başdan beri korumak, irademizin bağımsız bir yanıdır.
Günah bu açıdan tehlikelidir. Bir hadisde Efendimiz:
«Her günah kalp penceresine siyah bir leke bırakır. Bunlar çoğalır ve kalbi karartır» buyurmuşdur.
İşte kalbin mühürlenmesi ya da günahların insanları dönmeyen küfüre götürmesi olayı böyle gelişir.
2) Asr-ı saadette, İslamiyet'in ilk yıllarında pek çok kâfir vardı. Bunlardan bir kısmı, farklı senelerde İslamiyetle şereflendiler.
İlk yılların bu kâfirleri hakkında Kur'an emirleri, bazılarının küfür içinde kalacaklarını, kafir olarak öleceklerini bildirmişdi.
Ebû Cehil, Velid Bin Mugiyre ve Ebû Leheb bunlar arasındaydı. Sûre-i Kâfirûn'un bu üçüncü ayeti bu üç şahsı , özellikle kasdetmektedir. Velid Bin Mugiyre Sûre-i Müddesir'de, Ebû Leheb de Leheb Süresi'nde net şekilde akibetleri bildirilenlerdendir. Kur'an'ın bir anlamda mucizesi olan bu tasniflerde Ebû Sufyan'ın hiçbir zaman kafir olarak zikri geçmemiştir. Nitekim Ebû Sufyan sonunda İslamiyetle şereflenmiştir. Halbuki rolü itibariyle, Ebû Sufyan kafirlerin reisi idi.
Âyet 4-5: Bu ayetler sonuç açısından tekrar gibi gelmektedir, ama cümle kuruluşlarında nüanslar vardır.
«Hem ben tapıcı değilim sizin taptıklarınıza, Hem de siz tapıcılardan değilsiniz benim mâbuduma.»
Gramer açısından dördüncü ayet, hem mazî, hem hal ve gelecek zaman için geçerlidir. Tabii beşinci ayet için de durum aynıdır.
Manayı hem kuvvetlendirmek hem teyid etmek açısından, imanın küfre karşı ilanı pek çok sırlar taşır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
a) Gönlümüze imanı iyice sindirmek.
b) İlâhî sırrın kudretiyle, kafirin iç dünyasında tam bir felç meydana getirmek.
c)Özellikle münafığın sahte maskesini delerek, onun küfürdeki yerinde kalmasını sağlamak.
d) İmanımızın hiçbir şartta sarsılmayacağım ifade ederek, kâfirin ümidini kırmak.
Âyet 6: «Sizin dininiz size, benim dinim bana». Burada küfürle aramıza kesin bir perde çekiyoruz ve bir anlamda kafiri küfür ile baş başa bırakıyoruz.
Bu ayetin inceliğini iyi tesbit etmeliyiz. Bu yalnız küfr-ü inâdîde olana çekilmiş bir perdedir. Yoksa İslamın tebliği vazifesini engellemez. Dikkat edilirse 3 ve 5'nci ayetlerde, iman etmeyeceği kesinkes anlaşılan kafire karşı koyulmuş bir eylemdir bu perde.
Ebû Leheb'lere, Velid Bin Mugiyre'lereve Ebû Cehil'lere karşı bir eylemdir bu ayet.
Bu âyet aynı zamanda inananı risk ve nifakdan arıtır. Çünkü bir mü'min «Sizin dininiz size» deyince, küfre ait tüm yanılgıları terk ettiğini bildirmektedir.
Bu altıncı âyeti okuyan bir mü'min: Şirkin her türlüsünden, nifakın her şeklinden uzaklaşma andı içinde demektir. Amentünün 6 maddesine hiç vesvesesiz iman ettiğini bir kez daha perçinlemiş demektir.
Sûrenin hay yorumuna gelince:
Daha önce de açıkladığım gibi, bir sürenin hay sırrı, her çağda yaşayan, uygulanan hikmeti demektir.
Kâfirûn Süresi'nin hay sırrında, çağımızda önemli üç mesaj vardır:
a) Çevremizde inançsızlar bizi rahatsız ederse, Kâfirûn Sûresi'ni hem okuyarak, hem mânâsını açıklayarak onların şerlerinden rahatlıkla kurtuluruz.
b) Hiç kimse inanç açısından zorlanmamalı, kimseye inanç baskısı yapılmamalıdır. Kâfirûn Süresi bu açıdan Birleşmiş Milletler Yasası'nın vicdan ve inanç özgürlüğü ilkesinin kaynağını temsil etmektedir. Bu dahi bir Kur'an mucizesidir. Özellikle altıncı âyet net bir şekilde bu ilkeyi vurgular.
c) Yakınları, özellikle çocukları inançsızlığa düşmüş ebeveynler çağımızda ciddi ızdırap çekmektedir. İslam yüceleri bu durumlarda 11 kez Kâfirûn Sûresi okuyarak, babaların evlatlarına her gün dua etmelerini salık vermektedir.
Şimdi Kâfirûn Sûresi'nin enfüsî manasına geçiyoruz:
Enfüsî mânâ bakımından Kâfirûn Sûresi, içinde bulunduğumuz sonu gelmez çelişkileri çözen mucizevî bir sırra sahiptir.
Hepimiz bir gerçeğin farkındayız; iyi niyetle iman edip namaz kılıyoruz, fakat zaman zaman da olsa, özellikle kader konusunda, ahiret konusunda içimiz hep çamaşır yıkar. İçimizde doğan bu çelişkilerden çoğu kez öylesine utanırız ki: Kendi kendimize bile mahcub ve mahzun oluruz. İçimizdeki bu asi kimdir?
Bunu rahatlıkla tesbit ediyoruz ki, bu isyankar varlık nefs'dir. Daha önce arz ettiğim gibi imanın mahalli; oturduğu yer «kalp» dır. Kalpte iman çiçeği açtıktan sonra, onu kurutmaya çabalayan Şeytanın içimizdeki ortağı nefsdir. Bu yüzden İçimizdeki benlikçi, hasis, zalim, asî varlık daima inkardır. İşte Kâfirûn Sûresi'nin enfüsî manası, gönlün nefse hitabıdır.
Gönül, kâfir nefse:
«Sen benim mabuduma tapmazsın, ben de senin taptığına tapmam» demektedir. Ve altıncı âyette de nefse:
«Senin dinin sana, benim dinim bana.» demektedir.
İşte Kâfirûn Süresi'nin en büyük hikmeti budur. Her gün namazda; yani huzur-u ilâhîde nefsimize bu hitabı yaparsak, onun küfrü gittikçe solar. O paniğe kapılır, günü gelir İman eder ki, her mü'minde bu sır eninde sonunda bu süre sayesinde tecelli eder.
Nefs daima kafirdir. Çünkü kendine inanır, imanın tüm maddelerinde tereddüt gösterir. İmanı taşıyan gönül de ömür boyu onu ıslah için çabalar durur.
Mü'min, nefsine değil, gönlüne itaat eden kişidir. Bu itaat her zaman mutlak değildir; zaman zaman nefse uyar. İşte Kâfirûn Sûresi bize bu inceliği hatırlatır:
«Aman ona uyma, onun dini onadır, onun davranışları şirk ve nifaktır. Sen bana uy yüce yaradana kulluk et» demektedir.
Bu gerçek nedeniyle Kâfirûn Süresi, imanın sigortasıdır. Onu ne kadar çok okur, mânâsındaki gerçekleri hatırlarsak, o kadar nefsin şerrinden uzak kalırız; Allah'a kullukta sadık oluruz.
Gelelim Kâfirûn Süresi'nin istihraç yorumuna, yani geleceğin sırrını açan hikmetine:
Kâfirûn Süresi, insanların kıyamete kadar iman ve küfür değişkeninde bocalayacağını dile getirmektedir.
Ayrıca son âyet, özellikle kıyamete yakın günlerde bize bir talimat vermektedir: «Herkesin dini kendine.»
Bu emir çok hikmetlidir. Zira kıyamete yakın günlerde din aleyhinde öyle çok yayın ve propaganda yapılacaktır ki, herkes, bu telkinin altında küfrün tuzağına düşecektir. Halbuki siz bu hükme uyarak tüm telkinleri reddetmelisiniz.
Ayrıca en kuvvetli küfür fırtınalarında bile Kâfirûn Süresi, her türlü silahtan etkili, sindirici bir güce sahiptir.