Pazar, Temmuz 1

114. Nas Sûresi


Felak Süresi bizi özellikle insanların şerlerine karşı uyarır, korur. Nas Süresi ise özellikle şeytanın nefs ile ortaklaşa yarattığı şerlere karşı bizi korur ve uyarır.

Âyet 1: De ki: Nâsın Rabb'ine sığınırım,

Âyet 2: Nâsın melîkine (sığınırım),

Âyet 3: Nâsın ilâhına (sığınırım);

Âyet 4: Vesveseci hannâsın şerrinden.

Âyet 5: O İnsanların sinelerine (gönüllerine) vesvese verir.

Âyet 6: Cinler ve insanlardan

Manayı topluca verirsek:

Âyet 1 - 5: De ki: insanların gönüllerine vesvese veren hannâs'ın şerrinden; insanların Rabbi, insanların İlâhı, insanların melîkine sığınırım.

Âyet 6: İnsanların ve cinlerin de (şerrinden).

Sûre-i Nâs inananlar için en önemli sürelerden biridir. Çünkü bu süre şeytanın etkisinde olup olmadığımızı bize pek açıkça bildiren süredir.

Âyet 1, 2, 3: Sürenin omurgası hannâs ve onun şerrini konu almıştır.

İlk üç ayet, bize ilahî üç ayrı esma ile hitap ediyor. Önce bu tarifleri yapalım.

Rabbi'n-nâs: İnsanları rab sıfatı ile terbiye eder, düzenleyip eğitir, demektir. Bu sıfat, ahlâkın Allah ihsanı olduğunu bildirir. Yani Marksist Sosyoloji'nin haince uydurduğu «ahlakı insan yaratır» saçmalığım kökünden rededer.

İlerde göreceğimiz gibi gönüllere vesvese veren hannâs'ın bir hilesi de; Allah'ın «Rab» sıfatını bize unutturarak ahlâkı tahrib etmesidir.

Meliki'n-nas: İnsanların mutlak meliki Allah'tır. Zahirde siyasi otoriteler ne kadar çok olursa olsun, gerçek melik, gerçek güç ve otorite Allah'ındır. Yine hannâas bu gerçeği unutturarak gönüllere vesvese verir.

İlâhi'n-nas: Yegâne mabud Allah'tır. İnsanların mabudu, kulluk yapılıp ibadet yapılacak tek ilâh Allah'tır. Dolayısı ile insanların başka güçlere inanmaları, ya da rağbet edip onlara tabi olmaları ancak göğüslere vesvese verir.

Diğer yandan her türlü şirk (Allah'a eş koşma), sair kuvvetlere kulluk etmek abestir (boştur). Cenab-ı Hakk'ın bu üç âyetle süreye açıklık getirmesinin nedenine, 4 ve 5'inci âyetleri yorumladıktan sonra tekrar döneceğim.

Âyet 4: «Vesveseci hannâsın şerrinden»

Bu sureyi anlamak için hannâsı bilmek gerekiyor. Bazı tercümelerde hannâsa şeytan karşılığı verilmiştir; yanlıştır. Hannâs, şeytanın nefsle birleşmesinden doğan görüntüdür. Bazı mutasavvıflara göre hannâs, Hz. Havva'dan beri vardır.

Biraz garip bir tanımdır, fakat hannâs için tasavvufta nefsle şeytanın gayri meşru ilişkilerinin mahsulü, piçi denir.

Şu halde hannâsı anlamak şeytan kavramı ile mümkün olacaktır.

Şeytan kimdir, etkisi nedir? Kur'an-ı Kerîmin tariflerine göre şeytan, özel bir ateşten yaratılan dolayısıyla enerji benzeri bilinci olan bir varlıktır. Adem'e secde konusunda hataya düştüğünden cezalandırılmış, yine enerjiden yaratılan cinlere, meleklere eğitim görevinden alınmıştır. Tasavvufta genelde mantık görünümü veren kuşkularda hep onun izi aranır. Dünya hayatımızda bizi gerçeklerden alıkoyarak yanıltmak için çabalar. Bu müsaade Allah tarafından verilmiştir.

Onu bir TV verici istasyonuna benzetiniz. Onun yayınları devamlı ve tüm insanlara yöneliktir. Eğer anteniniz ona çevrilmiş ise ekranınızda onun senaryosu oynar. Bu bakımdan onu her insanda seyretmek ihtimali gayet doğaldır.

İşte şeytanın dalga şeklinde gelen etkileri sizin ekranınıza düştü mü gördüğünüz şekil hannâstır.

Âyet 5: «O (Hannâs) gönüllere, sinelere vesvese verir.»

Şimdi 4 ve 5'inci âyeti birlikte yorumlayalım: Demek ki bizim sinemizde, gönlümüzde, içimizde bir vesvese uyanmışsa ekranımızda hannâs var demektir. Bu, günlük hayatımız ve imanımız açısından en önemli olaydır. Vesvese nedir? İnsanın içinin (halk tabiriyle) devamlı çamaşır yıkaması. Zira vesvese sıradan bir kuşku değildir; Sürekli kuşkular, sorular, mantıklar zinciridir.

Kur'an tefsirlerinde ve tasavvufta vesveselerin tehlikelerine göre ayrımları yapılmıştır. Ben de çok önemli gördüğüm bu vesveseleri ayrıntısı ile açıklamak istiyorum:

Şeytanın nefsdeki görüntüsü hannâs, vesveseleri sinelere düşürürken çok dikkatli davranır; sizi aniden uyandırmamak için, özellikle inananlara basit vesveseler sokar. Mesela Allah inancı konusunda vesvese sokarak kendini belli etmek istemez.

Hannas'ın vesveseleri şunlardır:

a) Davranışlara ait basit vesvese çeşitleri:

1) Harama karşı sizi yatkın hale getirir. Mesela, içki içmekle ne değişir sanki, her içki içen kötü de içmeyenler mi iyi? der. Bunu yaparken kendini haklı çıkaracak makul örnekler bulur.

2) İbadetlere ait vesveseler getirir. Sizin namazınızın eleştirisini yapar, fakire yardım zevkinizi bozar; herkes çalışsın der.

3) İnananları sizin gözünüzde eleştirir, küçültür. İnananlar arasında ayrılıklar yaratır.

4) Sizi bağnazlığa sürükleyerek çevrenizde kavgacı yapar.

b) Adalet-i İlâhî ve takdire ait vesveseler:

1) Tüm insanların kaderini Cenab-ı Hakk'ın tanzim ettiğini size unutturarak sizi zahirdeki olaylarla aldatıp, adalet-i ilâhî konusunda vesveseye düşürür.

2) Başımıza gelen bir olayda evrenin mutlak maliki Allah olduğunu unutturarak, sizi sebeplerle boğuşturur ve adeta sizi sirke sürükler.'

3) Geleceğe ait devamlı plan yaptırarak sizi sonu gelmez tedbir vesveselerine boğar. Hiçbir işin içinden çıkamaz hale gelirsiniz.

c) İmana ait vesveseler:

1) Öldükten sonra dirilme ve mahşer konusunda tereddüte sokar, vesvese yaratır.

2) Hayrın ve şerrin Allah'tan geldiği konusunda devamlı hataya düşürerek, size kaderi inkar ettirir.

3) Allah'ın her an, her olaya tüm ayrıntılarıyla hakim olduğu konusunda vesveseler vererek, kudreti ilâhîyi inkar ettirir.

Bu örnekleri sonsuza dek üretmek mümkündür. İşte Allah, Sûre-i Nâs'ın ilk üç âyetinde üç esması ile bu vesveselere dur dememiz için bir mesaj vermektedir.

Niçin bu sûrenin başında ilk üç âyette Allah ayrı ayrı esmasını zikretmiştir. Yani:

Rabbi'n-nâs: İnsanların Rabbi

Meliki'n-nâs: İnsanların melîki

İlâhi'n-nâs: İnsanların ilâhı

İşte vesveselerin tümü bu üç esmaya gereğince inanamamaktan doğuyor.

Eğer, Rabbi'n-nâs hikmetini düşünürsek, davranışlarımıza ait tüm vesveselerden arınırız.

Eğer, melik'n-nâs hikmetini düşünürsek, adâlet-i İlâhiye ait tüm vesveselerden arınırız.

Eğer, ilâhi'n-nâs hikmetini düşünürsek, imana ait tüm vesveselerden arınırız.

Şimdi Nâs Sûresi'nin bu azametini seyrettikten sonra, beraberce çok önemli bir meseleyi çözmeye çalışalım.

Hemen hemen hepimizde bazen az, bazen çok vesveseye oluyor. Bu hannâs işi mi?.. Ve ne yapmalıyız?

Sorunun cevabı, Sûre-i Nâs'da çok nettir: Tüm vesveseler hannâs işidir.

Çözümü: Allah'ın Rab, Melik, İlâh sıfatlarına sıkıca yapışmak, bu süreyi sık sık okumaktır.

Ancak pratikte kardeşlerime vesveseden arınmak için bazı tavsiyelerim olacak:

1) Vesvesenin temeli, şeytanı ekranımıza düşürmekten doğduğuna göre, vücud iklimimizde şeytana fırsat vermemek gerekmektedir.

Bunun için imkan oranında salavat okumak, Kur'an dinlemek ve okumak en iyi tedbirdir.

2) Tıpkı büyük hastalıklarda olduğu gibi, şeytanın etkilerini daha başlangıçta tesbit ederek önceden ondan uzaklaşmanın yolunu bulmalıyız. Çoğu kez, masum ve zararsız görülen şeytanî kuşkular önlenmezse çok zararlı şekilde yerleşiverir.

3) Hannâs, Nefs + şeytan olduğuna göre, nefsimizi iyi tanıyarak, onun özellikle benlik, cimrilik, zulüm yanlarını devamlı törpülemeli, terbiye etmeliyiz.

4) Günlük namazlarımızda, hiç değilse bir kez Sûre-i Nâs'ı okumalıyız. Bunun dışında sinemize her vesvese düştüğünde Musa'nın asası bu sûreyi okumalıyız. Bu vesveseler, çevreden gelen gasık ve ukdelere nefes veren şerlerle çoğaldığından, Sûre-i Nâs'ı, Sûre-i Felak'la birlikte okumalıyız.

5) Bütün bunlara rağmen vesveselerden kurtulamıyorsanız, iman konusunda rahatsızlıklarınız var demektir. Bu konuda TEK NUR isimli kitabımızı okumayı salık veririz.

Şimdi geçiyoruz altıncı âyete.

Ayet 6: «Cin ve Nâs'ın şerrinden de».

Nâs'ın şerrinden kasıt, insanların özellikle yanlışa götüren telkinleridir. İnsanların ilka edeceği maddî ve fiilî şerler, ayrı bir meseledir.

Çünkü Meliki'n-nâs esması gereği, hiçbir kuvvet ilâhî tedbir almadan maddî bir şer yaratamaz. Bir kimse sizi nefsin zevkine çekiyorsa onun dostluğundan kaçının.

İnsanların şerri açısından konu çok geniştir. Ancak bu süre yorumu çerçevesinde ayrıntılara girme imkanı yoktur.

Cin konusuna gelince:

Cinler de, şeytan gibi özel bilinçli enerji varlıklarıdır. Çeşitli kitaplarımda cinlerin bitimse! izahlarını yaptım. Özellikle cinler, ateşe dayanıklı olduklarından evrende pek yaygındırlar. Sûre-i Cin'in Yorumu'nda bu konuya değineceğim. Süre-i Nas'da cinin şerri konuşu üzerinde durmak gerekiyor. İslamiyet'ten önceleri bir çok hastalıkların cinler tarafından meydana getirildiği inancı vardı.

İslamiyet bu inancın yanlış olduğunu, hastalıkların çeşitli nedenlere dayandığım ve tedavilerinin ilaçla yapılması gerektiğini bildirdi. Avrupa'da 17'nci yüzyılın ortalarına kadar cinlere ait bu yanlış kanaat sürmekte, hastalara cin çarpması diye büyüler yapılmaktaydı. Hala halk arasında cin çarpması tanımı, Hristiyanlardan kalan yanlış bir kavramdır.

İslam Dini'nde akıl hastaları bile cinle ilgili kabul edilmemiş; İlaçla tedavi edilmiştir. Dünyanın en eski tıp fakültesi Gevher Nesîbî ve Manisa'da Merkez Efendi Tıp Fakülteleri'nde akıl hastaları ilaçla tedavi edilmişlerdir.

Avrupa, akıl hastalarının cinlerle ilgili olmadığım İbn-i Sina'dan öğrenmiştir. Şu halde cinlerin şerri nedir? Bu sorunun cevabını yine süre vermektedir. Cinlerin şerri, kafir cinlerin şeytana benzer vesvese etkileridir. Ayrıca cinlerin manyetik, fizik etkileri dolayısı île sînelere sıkıntı vermeleri de düşünülebilir.

Sürenin hay sırrı içinde günümüzdeki yorumuna gelince:

Çağımızda insanoğlu büyük çoğunluğu ile hannasın tuzağındadır. Tüm sînelere sonu gelmez vesveseler düşmüştür.

İnsanlar, Rabbi'n-nâs, Meliki'n-nâs, ilahi'n-nâs hikmetlerim düşünmez, fark etmez olmuşlardır.

Allah'ın ahlak yasalarını, Rab sıfatından yansıyan bir sır olarak tanımamakta; Marksist, uydurulmuş sloganlar peşinde ahlak sapmaları na koşmaktadırlar.

Allah'ın mutlak hakimiyetine, melikliğine inanma-yarak geçici doktrinlerin, siyasi otoritelerinin peşinde koşmaktadırlar.

Yine Allah'ın yüceliğine, ilah sırrına inanacakları yerde, geçici çıkarlara tapmaktadırlar. Bu yüzden şeytan gelip, hannası sînelere yerleştirmiştir. Sonu gelmez vesveseleri, ins ve cinde kuvvetlendirerek; şu mutsuz şaşkın çağın tablosunu sergilemiştir.

Süre-i Nas'ın enfüsî manasına gelince:

Ey insanoğlu! Nefsin, seni yaratanın Rab, İlah, Melîk hikmetlerinden uzak tuttuğu an, şeytanın tuzağına düşersin ve hannas piçini doğurursun. O, seni vesveseler içinde inkara götürür. Nefs, istifham (sorular) makinesini çalıştırmaya başladı mı, bil ki küfre . gidiyorsun.

Nefsine öyle bir îman zevki aşılamalısın ki sinende vesvese doğmasın. Eğer kalbini Allah sevgisi ile doldurursan sinende vesveseye yer kalmaz; o zaman ne cin, ne ins senin için şer olmaz; artık her şey senin için hayırdır.

Sure-i Nas'ın, istihracî yorumuna gelince:

Süre-i Nas, Kur'an'ın son süresidir; dünya sonuna yaklaştıkça vesvese artacaktır.

Uhud Savaş'ında, sinelerde tek bir vesvese yoktu ve sonraları bu vesvese çağımıza dek yavaş yavaş arttı ve bugünkü halini aidi. Devam eden vesvese kıyamete yakın günlerde zirveye ulaşacak.

2) Kur'an, Allah'a hamd kelimesi ile başlar. Nas kelimesi ile sonlanır.

Bu demektir ki, insanın manası, varlık hikmeti Allah'a hamd'dır. İnsanlık bu hamd sırrı ile vardır. Hamd olmazsa insan da tüm manasım yitirir, sıradan bir nesne olur.

Ey İnsanoğlu! Vesveselerden kurtul, hamd sırrı içinde ebediyyen mutlu ol, eğer vesveseler içinde yuvalanır gidersen maddende ve mananda hüsrandasın...

Vesveseler, endişeler, korkular sizi felaketten felakete sürükler.

Ey nas (insanlar)! Bu yüce kitabın basında emrolunan hamd'e dön ve ikiz kardeşin Kur'an'la bir ahenk ol.