Pazartesi, Temmuz 30

99. Zilzâl Sûresi

Bu sûre, Medine'de nazil olmuştur.

Âyet 1: Arz zelzele ile sarsıldığı


Âyet 2: Ve arz ağırlıklarını çıkardığı


Âyet 3: Ve insan «Buna ne oluyor?» dediği vakit.


Âyet 4: O gün (yer) bütün haberlerini anlatır.


Âyet 5: Çünkü Rabb'in ona vahyetmiştir.


Âyet 6: O gün nâs, amelleri kendilerine gösterilmek için dağınık fırlatılacaklardır.


Âyet 7: Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek.


Âyet 8: Her kim de zerre miktar şer işlerse onu görecek.


Birinci âyetten İtibaren tüm âyetler, üç olayı birden temsil etmekte ve zilzâl tarifi içinde tanıtmaktadır.


Bunlardan ilki ölüm anı, ikincisi kıyamete yakın günlerde cemiyetlerin hali, üçüncüsü asıl kıyamet günü.


Her âyet iç içe çok zarif bir şekilde, bu hikmetleri anlatmaktadır.


Âyet 1: «Arz zilzâl ile sarsıldığı (vakit)»


Sûrenin ve şüphesiz bu âyetin asıl tanımı, kıyamet günü yırtılan mekanın çıkardığı müthiş sarsıntıdır. Bu sarsıntı zelzeleden ötede bir parçalanıştır (zilzâl).


Ölüm anında böyle bir «zilzâl» geçireceğiz. Nefs, gönül ve ruhun bedenden kopuşu, dışardan fark edilmeyen müthiş bir zelzeleyi haber vermektedir.

Kıyamete yakın günlerde ise, cemiyetlerde bütün değer yargıları yıkılacak, toplumları tam bir keşmekeş saracaktır. Bu da bir «zilzâl»dir.


Enfüsî mânada âyet, küfrün, insanlığın tüm değer yargılarını bir «zilzâl» şiddetiyle yıkıp, onu değerleri yitmiş bir mahlûka çevireceğini beyan etmektedir.


Âyet 2: «Ve arz ağırlıklarını çıkarınca»


a) Kıyamet, günü çekim yok olacağından, arzda, ne varsa havaya fırlayacaktır.


b) Ölüm anında, vücudun, hayatın tüm unsurları fırlayacak (ruh, gönül, nefs). Beden cazibesini kaybederek vücuddan unsurlarını fırlatacaktır.


c) Kıyamete yakın, arzdaki tüm madenler işletilecek ve arzda ne varsa ortaya çıkacaktır. Ayrıca arzın, sırları tanınacak, merkezdeki magma çeşitli çatlak ve yanardağlardan fırlayacaktır.


d) Çoğu müfessirlerin, ölülerin kıyamette fırlayışı, anlamı verdikleri yorum, en doğru yorumdur. Ölüler kıyamette fırlayacaktır.


Ancak Eskâleha, ağırlıklarını atma demek olduğundan, verdiğimiz yorumlar da doğrudur.


Âyet 3: «Ve insan 'ne oluyor buna?’ dediği zaman»


a) Kıyamet günündeki manzara hiçbir alimin kavrayamayacağı bir tablo olacak.


b) Ölüm anında tüm gerçekler ortaya çıkınca; nefs, vücut iklimindeki akıl almaz değişme karşısında hayretten hayrete düşecek.


c) Kıyamete yakın günlerde toplumdaki dağılma ve çöküşe tüm insanlar hayret edecek ve

«İnsanlığa ne oluyor?» diyecekler.


d) Ve nefsin kirleri ortaya dökülünce, insan kendi içinden çıkanlara hayret edecek.

Aslında bu âyet: Zilzâlin ve arzın cazibesinin yok oluşu sonucu ortaya çıkan bir nevi uzaydaki manzaranın verdiği hayrettir. Uydularda cazibe kalkınca ne kadar şaşırtıcı olayların meydana geldiğini biliyoruz. Bunun, arz, hatta çevremizdeki semâ katında olduğunu düşününce, insanın ne denli hayrette kalacağı tasavvur etmek mümkündür.


Âyet 4 - 5: «O gün (arz) bütün haberlerini nakledecek, çünkü Rabb'in ona vahyetmiştir.»


a) Kıyamette arzın dağı taşı konuşacak, çünkü Allah ona vahyetmiştir. Konuşma bir titreşimdir. Ve programlı, matematik bir titreşimdir. Allah dilerse, böyle bir titreşimi her canlı ve cansıza verebilir.


Bu âyette, zahirde bir imkansızlık sanılan dağın, taşın konuşmasının fizik yanı bugün daha iyi kavranıyor.


«Çünkü Allah vahyetmiştir.»


O matematik titreşim programını vermiştir.


b) Ölüm anında beden, dolayısıyla beyin ilâhî bir emirle dile gelecek ve nefse: «Haydi ruh ceryanı kesildi, kendinde var sandığın gücü göstersene; kalk, «otur konuş» diyecek ve nefs perişan olacaktır.


c) Kıyamete yakın günlerde cansız maddeler (arzın bir parçası sayılan demir) konuşacak, yani teyb, hoparlör, icad olacak (onlara daha evvel yapılan kayıtlar, ilahî murada uygun vahye kıyaslanabilir). Ve arz bilimi, birçok gerçekleri kıyamete yakın günlerde ortaya koyacaktır. Susarak, konuşarak İlahî ilim sergilenecektir.


Âyet 6: «O gün nâs, amelleri kendileri ne gösterilmek için dağınık fırlatılacaklardır.»


Demek ki: İnananlar ve küfr içinde olanlar ayrı ayrı guruplar halinde fırlayacaklar. «İnançlarına göre haşr olurlar.» Bu ayrılıklar üç yöndendir:


a) Dirilip fırlayanlar, hayret haline göre ayrı bir fırlama sekti bulacak. Böylece kafirler küfürleri oranında dehşete kapılıp fırlayacaklar. İlâhî adalet onları ayrı bir şekle ve görünüme bürüyecek.


b) İnsanlar ölürken mânalarına denk bir sıfata bürünür.


c) Kıyamete yakın günlerde herkes inanç fraksiyonlarına ayrılacak.


«Nâsın amellerinin kendine gösterilmek için» emrine gelince;


Kıyamette herkesin hayat macerası video bandı gibi kendine gösterilecek.Ölüm anında hayat, sinema şeridi gibi hızla gözümüzün önünden geçirilecek.


Kıyamete yakın günlerde, mahkemelere olayın video bandının gelmesi olağan hale gelecek.


Allah, Mahkemeyi Kübrâ dediğimiz yüce mahkeme gününde; kazandıklarımızı ve kaybettiklerimizi gözler önüne getirecek. Bu emirde açık bir tanım var, bunu çok iyi anlamalıyız:


«O gün, haliniz kitaptan okunacak, dinlenecek» denmiyor, «Gösterilecek» deniyor.


Bu kaydın özellikleri ise, son iki âyette açıklanıyor.


Âyet 7-8: «Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek. Her kim de zerre miktar şer işlerse onu görecek.»


«Miskale zerretîn» demek: Atom ağırlığı kadar küçük demektir. (Zerre: Atom. Miskal: Ağırlık, ölçü birimi.)

Demek ki o bandlarda en ince ayrıntılar kaydolacak.


a) Atomun minicik ağırlığı kadar hayır ya da şer mutlaka ilahî kompütere yansımaktadır. Hiçbir hareket, fiil yoktur ki ilâhî kayıt ekranına yansımasın.


b) Kıyamete yakın günlerde, en ufak zerrelerde ne kadar hayır ve şer olduğu bilim dünyasına yansıyacak ve atom gibi, miniğin de miniği bir zerrede, hayır ve şer nice kuvvetler olduğu bilinecek.


c) Enfüsî mânaya gelince: Nefs ve gönül çok hassas bir yapıya sahiptir. Atom ağırlığındaki minicik bir hayır da şer de oraya yansır ve yerleşir. Bir hadîsde Efendimiz: «Her günah, bir zerre de olsa kalp önüne bir leke bırakır» buyurmuştur. Kalbimizin çok hassas şekilde korunması, hele şer sevgilerden uzak tutulması gerekir. Nefs de böyledir: En ufak ihmalde bir günah deliği açar ve o noktadan şeytan titreşimi dolmaya başlar. Bu bir vesvese ile fark edilir.