Âyet 1: Ebü Leheb'in iki yanı kurusun.
Âyet 2: Ne malı, ne de kazandığı ona faide vermedi.
Âyet 3: O, alevli bir ateşe yaslanacak.
Âyet 4: Karısı da hammâlete'l - hatab olarak,
Âyet 5: Gerdanında bükülmüş fitilli bir ip olarak.
Sürenin çevirisinde ahşa geldiğiniz metinden farklı bir tarz görmüyoruz. «Ebü Leheb'in iki eli kurusun» yerine asıl manası olan «Ebü Leheb'in iki yanı kurusun» (madde ve mana yönü) çevirisini tercih ettik. Hammalete'l-hatab, düz kelime çevirişi bakımından odun hammalı demektir. Ancak kelime bileşik kelime olup Arapçada özel bir tabirdir. Laf taşıyıcı, kundakçı anlamlarına gelir. Tebbet Süresi fevkalade önemli bir süre olduğundan, en ufak anlam halası yapmadan sizlere aktarmak istiyorum.Tasavvufta bir tabir vardır:
«Bir mü'min Tebbet Süresi'nin sırrım çözmedikçe, İhlâs Süresi'ni, dolayısıyla tevhidi öğrenemez».
Kur'an'da İhlâs Süresi'nin Tebbet'ten sonra gelmesinin hikmeti budur.
Tebbet, helake götüren hüsran demektir. Yani yok olmaya götüren yıkıntı demektir.
Tebbet Süresi'ni kavramak için önce Ebû Leheb olayım çok iyi bilmek gerekir.
Ebû Leheb, Efendimiz'in amcasıdır. Ve de Efendimiz doğduğu gün kölesini azad etmiştir. Bilahare Efendimiz'in iki kızım iki oğluna alarak samimi bir akrabalık ilgisi kurmuştur. Ta ki Efendimiz İslamiyeti ilan edene kadar bu yakınlık sürmüş, gitmiştir. Yani Efendimiz 40 yasma gelinceye kadar Ebû Leheb, Efendimizle çok iyi ilgiler içinde olmuştur. 40 yıl sonra Efendimiz'e karşı çıkmış, akrabalık, dostluk bozulmuş, Efendimiz kızlarını ayırmıştır. Ve sonunda bu şiddetli celal âyetine muhatab olmuştur.
Ebû Leheb'in asıl ismi Abdut Uzza iken, kırmızı suratı nedeniyle alev babası anlamına Ebû Leheb ismi takılmıştır (İslamiyetten önce).
Kansı Ümmü Cemil; fesad, zalim, dedikoducu, hain bir kadındı. Tabiî İslamiyetin ilk yıllarında Hind gibi azılı bir İslam düşmanı oldu. Bu tesbitlerimizi çok iyi bilmeniz gerekiyor. Zira Tebbet hitabına uğramamak için Ebü Lehebleşmemek gerekiyor. Allah hepimizi korusun.
Âyet 1: «Ebû Leheb'in iki yanı kurusun.» Ebû Leheb İslamiyet için; herkesi eşit sayan din için yuh olsun demişti. Arkadan bu ayet geldi.
Bunca kafir arasından Kur'an'da yalnız Ebû Leheb'in azarlanması pek çok hikmet taşır. Enfüsî olan bu hikmetlere pek değinmeyeceğim.
Tebbet'in çok geniş manaları vardır. Burada müfessirlerin ittifak ettikleri mana: «Yazık oldu; mahvoldu» temel mana yanında; «yuh olsun, helak olsun» manaları en doğru olanlarıdır.
Ya da, iki yan demektir. İki el anlamına da kullanılır; iki yan demek daha doğrudur. Zira «Madde ve manası helak oldu» tanımı en doğru olanıdır.
Ebü Leheb genelde nur ehline karşı çıkan nar ehli anlamına gelir.
Burada dikkat edeceğimiz nokta: «Benim sevgili Habibime (Peygamberime) kırk yıl muhabbet duyup bir an ilginizi kaybederseniz, maddeniz de mananız da yok olur» hükmüdür.
Âyet 2: «Ne malı, ne kazandığı ona faide vermedi (boşa çıkdı).»
Ebû Leheb Bedir Harbi'ne girmemişti. Bedir'deri çok kısa bir süre sonra çiçeğe benzer korkunç bir hastalıkla öldü (bize göre panfigus). O kadar azap çekti, o kadar koktu ki, herkes onu terk etti, yüksek ücretler ödeyerek tuttuğu bakıcılar parayı alıp sıvıştılar, Malı da bitti; böylece Tebbet Süresi'nin mucizesi tam manasıyle tecelli etti.
Âyet 3: «O, alevli bir ateşe yaşlanacak» Burada hem Leheb ve hem de Ebû Leheb'in edebî inceliği var. Ancak lehebin; alevli ateşin dünyada da tezahürü oldu (Panfigus Hastalığı).
Buradaki Leheb, alevin en özlü şiddetidir. Bu yüzden karia'dan farklıdır.
Lehebi tanımanın en şiddetli manevi acı olduğu konusunda çok önemli kayıtlar vardır. Son nefeste gerçekler açılıp mana alemi seyredilince, tek mutluluğun Efendimiz'e intisap olduğu anlaşılacak ve O'na karşı gelenler tasavvuru imkansız azaba düşecekler.
Âyet 4: Kundakçı fesad karışı da bu ayette çok önemlidir. Ümmü Cemil'in ayette yer almasının sırrını çok iyi kavramalıyız. Şimdi İslam Tarihi'nin bir sayfasını açalım, orada bu ayete ışık tutan olayı seyredelim. İslamiyet güneşi parladığı zaman Efendimiz'in amcalarından dördünün durumunu kısaca izleyelim:
a) Hz. Hamza davaya tüm gücüyle katılmış, en yüce makamlara ermiş.
b) Ebu Talib ölene kadar imanım izhar etmemiş, Efendimiz'i ve İslam davasını desteklemiş.
c) Abbas iman etmemiş, küfür cephesinde yer almış ancak eşi Hz. Ümmül FadI ilk günlerde iman etmiş (onuncu Müslüman)
d) Ebu Leheb de iman etmemiş, küfür cephesinde yer almış. Eşi Ümmü Cemil fesad, kundakçı, hain bir kadın.
Sonunda Abbas, Hz. Abbas olmuş, imana dönmüş, Ebu Leheb ateşe yaslanmış. İnceliği fark etmemek mümkün mü? Eşi Ümmül FadI olan imana koşar, eşi Ümmü Cemil olan ateşe yaslanır. İşte Tebbet Süresi'nin en önemli mesajlarından biri bu gerçektir ve bütün inananlara Ümmü Cemil gibi bir eş seçmeyi yasaklamaktadır.
Gelelim ayete:
Ve'm-raetühu: Karısı da ateşe yaşlanacak çünkü o Hammalete'l-hatab'dır.
Arapçada Hammalete'l-hatab birleşik ismi, laf taşıyıcısı, fesad, fitne yayıcı anlamına gelir. Ayrıca kundakçı demektir. Bugünkü deyimde «ateşin üzerine benzin sıkan» tanımı bu kelimeye çok benziyor.
Âyet 5: «Gerdanında bükülmüş, fitilli bir ip asılacak» Arapçada boyuna asılı süsler için UNK (Boyun) tabiri kullanılır. Burada gerdan (Cid) kelimesinin bir özelliği var.
A) O tip kadın gerdanında da ipten tanınır.
B) O ip bükülmüş katlanmış demek (Min mesed), küfrü ve fitnesi katlanmış demektir. Bu nedenle gerdanda ipten kasıt, öylelerinin damgası üstünde demektir. Ümmü Cemil'i tanıtan vasfı mana ehli, küfrü, kendi boynuna idam ipi geçiren adama benzetir. Burada da Ümmü Cemil'in boynundaki ip, bu manaya gelir.
Min mesed: Bir bakıma Ebu Leheb ve esinin boynuna geçirdiği küfür ipinin artık dönüşü olmayan bir manevi idam fermanı olduğunu ifade eder. Bu yüzden bu süre Ebu Leheb ölmeden gelmiş ve onun kendi boynundaki küfür urganım, kendi kendini idama mahkum eden halini ilan etmiştir.
Bu sürenin hay sırrına gelince:
Bir insan Efendimiz'e 40 yıl bağlı kalsa da, 40 yılın sonunda O'na karşı çıksa Ebû Leheb gibi Leheb'e yaşlanacak, madde ve manası kuruyacaktır. Bu yüzden Süre-i Kevser'deki şenaînin hangisini olursa olsun Efendimiz'e karşı icra eden mahvolmaya, kurumaya mahkumdur. Bundan kurtulmak için:
1) Salavat-ı şerifeyi hiç bırakmayınız.
2) Evinizde Ümmü Cemil bulundurmayınız.
C) Tebbet Süresi'nin enfüsî manasını iyi öğrenip nefsin oyununa gelmeyeceğiz. Şimdi Tebbet Sûresi'nin enfüsî manasına geliyoruz:
Ey insanoğlu! Eğer Ümmü Cemil'i temsil eden nefsin tuzağına düşer, onun fitne ve fesadıyle boynuna «min mesed» idam fermanım takarsan; o zaman:
a) Kırk yıl ibadet ve itaat etsen de, bîr o kadar yıl ilim öğrensen de onlar seni helak olmaktan kurtarmaz. İkinci ayette «Hem malı, hem kazandıkları faide vermedi» emri bu gerçeği dile getiriyor.
b) Ebu Leheb'in 40 yıllık ilgisi, Efendimiz'e dostluğu bile onu helaktan kurtarmadı. Neden? Çünkü o, nefsi temsil eden Ümmü Cemil'e ram oldu ve Efendimiz'e karşı çıktı. Nefsin en tehlikeli oyunu, Efendimiz'e muhabbet yanımızı kesmektir. O zaman iki yanımız da Tebbet olur, helak olur, kurur. Bir kez Efendimiz'e sevgimiz koptu mu; ne manamız kalır, ne ibadetimiz, ne zikrimiz, ne ilmimiz!
c) Nefs, kendi bağımsızlığının bir simgesi olarak boynuna geçirdiği ipin onu ateşe yaslayacağından habersizdir.
Kıvıra kıvıra geçirdiği bu ip, nefsle birlikte bütünümüzü ateşe yaslar. Bu tehlikeden kurtulmak, Efendimiz'i nefsimizden çok sevmekle mümkündür. Bu sırra kendimizi hayat boyu ulaştırmak zorundayız. Kendinizi kontrol ediniz. Efendimiz'i canınızdan çok sevemiyorsanız Tebbet tehlikesinden kurtulmuş sayılmazsınız.
D) Tebbet Süresi, Efendimiz'e sevgi ceryanı bağlanmadan Allah'a imanın, İhlâsın mümkün olamayacağım, Tebbet'ten sonra İhlâş'ın gelmesiyle açıkça bildirmektedir.
Tebbet Süresi'nin istihraç sırrına gelince:
Tebbet Süresi, Efendimiz'e karşı çıkanların hem maddede, hem manada kuruyacaklarını emretmektedir. Emevî'den, Cengiz'e türlü izimlerin hepsinin kurumaya mahkum olduğunu yasalaştırmıştır. Ayrıca mallarının ve kazandıklarının onların mahvım engelleyemeyeceğini açıkça bildirmektedir. Bu, dev güçleri temsil eden doktrinler için de aynıdır, fertler için de.
Ümmü Cemil'in istihraç manasındaki hükmü de, her türlü fitne ve fesadın kurumaya mahkum olduğu gerçeğidir. Fitne ve fesad kendi ömrü içinde bir süre alevlenir, sonra Tebbet sırrı içinde kurur, Tarihe bir baksanız Batı'da niceleri İslam'ı fitne ve fesada vermiştir; şimdi onların yeni kuşakları İslamiyet peşindedir.
Muhterem okuyucularım, namaz sürelerini ve onların taşıdığı hikmetleri gönlümüzden hiç çıkarmayacağız, zira onlar ahenkli bir mısra değildir. Levh-i Mahfuz'dan alınmış ilahî yasalardır, hem de en önemli özet yasalar.

