
Âyet 1: Allah'ın nusreti ve fethi gelince,
Âyet 2: İnsanları Allah'ın dinine, fevc fevc gelirken gördüğün vakit,
Âyet 3: Rabb'ini hamd ile tesbih et ve mağfiret dile. Şüphesiz O, bir tevvabdır.
Bu sure, son inzal olan süredir. Ancak bu süreden sonra bazı ayetler gelerek Kur'an'daki sürelerde yerine oturarak yüce kitabımız tamamlanmıştır.
İlk gelen beş ayet gibi bu süre de 19 kelimeden kuruludur.
Bu sürenin önemli sırlarım şöyle özetleyebiliriz:
a) Efendimizin Rabb'ine kavuşmasını haber vermektedir.
b) Efendimiz, mü'mînler için bu süre île garanti almıştır,
c) Tesbih ve tövbe gibi iki önemli ibadeti öğütlemektedir.
d) Mekke'nin fethini haber vermektedir.
e) Çağlar boyunca insanların İslam'a koşacaklarını haber vermektedir. Özellikle çağımızda.
Hicrî sekizinci yılda inzal olan bu süreden kısa bir süre sonra Mekke feth olunmuş, sürenin âyet sayısına uygun üç yıl sonra Efendimiz Alem-i Cemal'e teşrif etmiştir.
Sûre inzal olunca Hz. Abbas, Efendimizin 3 yıl sonra Alem-i Cemal'e teşrif edeceğin; anlayarak As-hab'a haber vermiştir.
Efendimiz, Alem-i Cemal'e teşrif etmeden kısa bir süre önce şu hadis-i şerifi emretmiştir. (Kudsî Hadîs):
«Bir kul için hayatta kalmayı ve bana dönmeyi muhayyer kıldım; O, bana gelmeyi tercih etti.»
Bu hadis üzerine Hz. Ebû Bekir ağlayarak: «Aman ya ya Rasulallah canım feda, canımız feda, gelmiş geçmiş tüm canlar feda, bizi yalnız bırakma» diye niyaz etmiştir.
11. Hicri yıl, Rebiulevvel ayının 12'sinde Efendimiz Alem-i Cemal'e teşrif etti.
Son sözleri «Bi'l refiku'l-a'la (Yüce ve güzeller güzeli sevgili ile birlikte)» olmuştur. Bu kısa bilgiyi Nasr Süresi nedeniyle arzettim.
Âyet 1: «Allah'ın nusreti ve fethi gelince.»
İzâ câe: Gelecek olanı göreceksin,
Nasru'l-lahi: Allah'ın zaferin),
Ve'l'feth: Ve Fethi (Manevî istila hareketleri).
Bu âyet, İslam'ın gönülleri feth eden zaferi İçin Çağlar boyu ilahî bir garantidir. En önemli yanı da İslam'ın zaferini, Allah zaferi olarak nitelemesidir.
Bu süre, aynı zamanda Kâfirûn Süresi'nin bir sonuç belgesidir. Kafirün Süresi hem küfrün hızım kırarak, hem imanın net safım çizerek sonunda NAS-RULLAH'ı müyesser kıldı.
Kitabımın basında bu sürelerin çift çift birbirinin mânâlarım tamamladığım arz etmiştim. İşte bir örneğe daha şahit oluyoruz.
Bu âyet, İslam güneşinin zulmü yeneceğini ve gönülleri feth edeceğini müjdelemektedir.
Sürenin âyetleri iç içe birbirini açar. Bu fethin ilk örneğinin, Mekke'nin fethi olacağını ikinci âyetten rahatlıkla anlıyoruz.
Ancak unutmayınız, âyet, genel ve çağlar boyu geçerlidir.
Âyet 2: «İnsanların Allah'ın dinine, fevc fevc gelirken gördüğün vakit.»
Veraeyten'nâse: İnsanları gördüğün vakit,
Yedhulûne: Girdiğini, giriyorlar,
Fî dînîllâhi: Allah'ın dinine,
Efvâcen: Fevc fevc, dalga dalga,
İnsanlar fevc fevc Allah dinine giriyorlar, daha da büyük dalgalar halinde girecekler. Ancak, «yedhulûne»deki şimdiki zaman kalıbı, Efendimize tüm geleceğin seyredilişini ifade eder. Yani Allah, mânâ ekranında tüm zaferleri, Mekke dahil, Efendimize seyrettirmiş ve;
«Bak görüyorsun ya, insanlar dalga dalga Allah'ın dinine giriyorlar» demiştir. Bu âyeti başka türlü yorumlamak mümkün değildir (Yedhulûne'nin şimdiki zaman kalıbı bu ifadeyi vermektedir).
Efendimizi Âlem-i Cemâl'e davet için bu seyr, O'nun gönlünde rıza doğurdu.
Şimdi Mekke'nin fethi konusunda kısa bazı hikmetleri sunacağım:
a) Âyetten anlaşılacağı şekilde bir Allah zaferi olan Mekke fethinden sonra, Mekke'de kan akıtılmamış, ancak inanmayanın Mekke'de oturması yasaklanmıştır.
b) Mekke feth olmadan önce İslam Dini'ni kabul edenlerin mutlaka bir özelliği vardır. Mekke feth olmadan önce en son Müslüman olan Ebû Sufyan'dır. Ondan sonra.çizgi değişir. Bu nokta, tasavvufta fevkalade önemlidir. Yanlış kavramlara yol açmamak için daha geniş açıklamalara geçmiyorum.
c) Mekke'nin fethi, Efendimizin gönlünde çok büyük bir zevk yarattığı için büyük bir dönüm noktasıdır. O andan itibaren mânâ muslukları açılmış, Kur'an'ın enfüsî mânâları Efendimiz tarafından Ashab'a verilmiştir.
Mekke'de putların devrilişi, gönülden tüm kaygıların atılması ve gerçek ihlâsın doğması anlamına gelir.
Âyet 3: «Artık Rabb'ını ham ile tesbih et ve İstiğfar et. Çünkü O, bir tevvabdır.
Âyetin iki bölümü var:
a) Hamd ile tesbih et.
b) İstiğfar et, çünkü O, bir tevvabdır.
a) Hamd ile tesbih et:
Bu emir, hemen hiç an kaybetmeden anlamına gelir. Gönül putlardan arınınca hemen an kaybetmeden Rabb'imizi hamd ile tesbih etmek zorundayız. Ancak bu üçüncü âyetin muhtelif yönleri vardır. Şöyle ki:
1) Âyet asıl Efendimize yöneliktir. Çünkü baştan beri hitab Efendimizedir. Ayrıca Allah'ı Efendimizden gayrı hiçbir yaratılmış hamd ve tesbih edemez.
Efendimizi alem-i cemale davet bu ayetten gelir. Kalb-i Muhammedi hamd ve tesbihin ideal noktasıdır; orada hasıl olan ilahî sevda bir vuslat işaretidir.
2) Âyet, Efendimiz'e tüm İnsanlık adına, özellikle mü'minler adına bir hamd ve tesbih çağrısıdır. Âyetin son kısmı bu görüşe haklılık kazandırır. Zira «Habibim, hamd, tesbih ve istiğfarın tevvab olan Rabb'ın tarafından kabul oldu» hikmeti vardır ki, bu nokta, Efendimizin alem-i cemale teşrifine verilen bir ilahî lütuftur. Daha açıkçası, hep ümmeti için bu dünya mücadelesine katlanan Efendimiz'e Allah, «Onlar için tesbihini, istiğfarım kabul ettim, artık bana dön» demektedir.
3) Hamd ile tesbih ve istiğfar, fenâfillah demektir.
Şimdi, hamd ile tesbih ne demektir? Önce bunu görelim:
Tesbih, hızla yüzmek, mahrek seçmek demektir. Ancak,
Allah'ı tesbih: Allah'ı her arıza, şaibe ve zandan tenzih etmek demektir. Allah'a «Sen subhansın» dediğimiz an, O'nu her eksik, yanlış ve arızadan ötede kabul ediyoruz. O halde gönlün putlardan arınmış ihlâs sarayında, yalnız Allah'ın sonsuz kudret ve yüceliğini duymak, O'nu hamd ile teshindir.
Tesbih, Allah'ın celal hikmetlerinin sezilmesidir.
Gönüldeki Allah sevgisi, bu iki kanaldan Allah'a yaklaşım sağlar ki, Fenafillah'ın (Allah'da yok olma) sırrı budur.
Efendimiz'in muhteşem tesbihi şudur:
"Yarabbi, ben sana senayı (övgüyü) sayıp tüketemem, Sen kendini sena ettiğin gibisin.»
Burada mânâları toplu tutmak için sûrenin enfüsî sırlarını da birlikte vermek istiyorum:
Allah'ın celal ve cemal sırrı ebedî olduğu için, hamd ve tesbih de ebedîdir. Ayrıca her an hamd ve tesbih ayrı ayrı duygu ve zikri gerektirir. Onun tecellisi, renk renk mânâ denizini coşturdukça tesbih ve hamd de dalgalarım değiştirir.
Hamd sırrı, Allah'ın ahadiyyetinden doğan sonsuz güzellikleri zikirdir ki, Efendimiz'in MUHAMMED (S.A.V.) sırrında gizlidir.
Tesbih sırrı, Allah'ın samadaniyetinde doğan sonsuz kudretleri zikirdir ki, Efendimiz'in MUSTAFA (S.A.V.) sırrında gizlidir.
Namaz sonunda, önce Subhanallah diyerek Mustafa sırrına,
Elhamdülillah diyerek, Muhammed sırrına geçerek tesbih ederiz.
Şimdi ayetin ikinci bölümüne geliyorum.
b) Mağfiret dile (istiğfar et), şüphesiz O bir Tevvab'dır:
Yukarıda hadisde Efendimiz'in:
«Sana senâyı tüketemem» niyazı, kulluk koordinatlarında Allah'a mutlak yaklaşımın mümkün olmadığını ne güzel ifade etmektedir.
Efendimiz, kulluk koordinatında niyazı çok severdi. Bu yüzden istiğfar zorunluğunu büyük bir hazla beklerdi.
İşte Efendimiz'in istiğfar hikmeti budur. Ve Allah'dan bir an bile ayrı kalmak (mîracdan ayrı kalmak) O'nun için istiğfarı talebdir.
Evrenin en yücesi Allah sevgilisi, ümmeti için miracın dışında geçirdiği saniyeler için sevgilisi Allah'a istiğfar etmektedir.
Efendimiz'in hamd ve tesbihi daimdir. Onun sırrındaki binbir raksıdır. Bu rakslar arasındaki saniyeleri Efendimiz istiğfar ile süslerdi. Bu ayrılık, kavramı ötesinde aşk-ı ilahîye yeniden yaklaşmanın bir hasret niyazıdır.
Âyetin bu ikinci bölümü için birçok İslam yücesinin görüşü, Efendimiz'in bizim adımıza da hamd île tesbih ve istiğfar ettiği istikametindedir. Elbette bu reddedilmez bir gerçektir. Zira öyle olmasa biz ne Allah'ı tanıyabilirdik, ne de O'nun huzurunda namaza durabilirdik.
Sûrenin hay sırrına gelince:
İnananın zaferi Allah'ın zaferidir. Hamd ve tesbih ile Allah'ı zikrederseniz manevî zafer mutlaka tahakkuk eder. Süre hem basından sonuna, hem sonundan başa doğru anlam birliği sırrı taşır. Yine siz, devrinizde inananların zaferine ulaşınca hemen hamd ile tesbih ve istiğfara başlayın demektedir. Ayrıca bu mânâlar her çağda enfüsî mânâ için geçerlidir.
Sûrenin ilk bölümünde, özellikle üçüncü ayette Efendimiz'e özel enfüsî mânâya değinmiştik. Şimdi sürenin tümü üzerindeki enfüsî mânâya, yani üçüncü yoruma geçiyorum:
Siz Sûre-i Kureyş'in sırrı içinde nefsinizin taptığına tapmazsanız, gönü! zaferi muhakkaktır. Kalpteki iman, ihlâsla billurlaşırsa tüm benliğinizi dalga dalga ilâhî sevgi sarar ve kalp, nefs de dahil olmak üzere, varlığınız) feth eder.
O zaman bir an kaybetmeden Efendimiz'in Muhammed - Mustafa (S.A.V.) sırrına iltica edip hamd ile tesbihe başlamalıyız.
Hamd ile tesbihin bize dönük sırlarım şöyle özetleyebiliriz;
a) Bu sırlara varmak için önce Salavat-ı şerife okuyacağız; elimizden geldiğince çok.
Sonra, önce Allah'ı subhanın en açık şekli olan Subhanallah, sonra hamdin en açık şekli olan Elhamdülillah esmalarıyla zikretmeliyiz.
Nitekim bu zikirler de namazda sünnet olarak yapılmaktadır.
b) Fâtiha sırrı İçinde daim gelişen, yücelen hamd niyazında daim olmalıyız. Fâtiha hamdini, Fâtiha ve namaz bahsinde göreceğiz. Ayrıca Allah'ı her türlü eksikten münezzeh tesbih etmek için Sûre-i ihlâs'ın tüm kavramlarına uygun şekilde zikretmek gerekir.
Bu nedenle 3 İhlâs bir Fâtiha hatim sayılır.
Zira, İhlâs ile Fâtiha, Allah'ı hamd ile tesbihi gerçekleştiren ilahî fermanlardır.
Sûre-i Nasr'ın istihraç yorumuna gelince:
Dünyanın sonuna doğru Kabe'de çok müstesna ihtişamlı bir manevî gelişme olacak.
Allah zaferi, mânâdan yansıyacak. İnsanlar dalga dalga Mekke'ye gelecekler. Bu zuhur ettiği zaman, bütün inananlar Allah'ı hamd ile tesbih etmeli, kesik-; siz istiğfar etmelidir. Bu görünüm çağımızda başlamıştır. Ancak bu muhteşem tecelli, bir kıyamet belirtisi değildir.
Ancak kıyamete belli bir dönem yaklaşım demektir. Bunun sırrı, Sûre-i Nasr'da gizlidir. Kimse açıklamaya mezun değildir, gücü de yetmez. Bu vesile ile şunu ifade edeyim ki, kıyamete ait kesin belirtilerin hiçbiri zuhur etmemiştir. Her çağda olduğu gibi kendini mehdi ; sananlar, konuyu iyi bilmediklerinden hem kendini hem çevrelerim rahatsız etmekten öteye geçemez.
Unutmayınız ki; Efendimizin dünyaya teşrifiyle, Ahir Zaman (Son Çağ) başlamıştır.
Kapanış süresini kimse bilemez.