
Âyet 1: Rabb'inin ashab-ı fil'e ne ettiğini görmedin mi?Âyet 2: Onların keydlerini (düzen ve hilelerini) ait üst etmedi mi (boşa çıkarmadı mı)?
Âyet 3: Ve onların üzerine dalga dalga kuşlar gönderdi.
Âyet 4: Onların üzerine sert, delici taşlar atar.
Âyet 5: Sonunda onları yenilmiş ekin gibi yaptı.
Bu süre ile Kureyş Sûresi, taşıdığı hikmetler açısından kardeş surelerdir. Zaten bu sureden itibaren 10 süre, çifter çifter çok ince bağlantıları taşır. Bunları sırası geldikçe göreceğiz. Sûre-i Fil'i anlayabilmek için Fil Vakası'ndaki incelikleri çok iyi bilmek gerekiyor. Unutmamak gerekir ki, her gün namazda okuduğumuz bu sürenin hikmetleri 14 asır önce cereyan eden Fil Vakası'nda kalmış bir tarih olayı değildir; tam aksine her an İslam'ın iman gücü ile tehlikeler arasında canlı, örnek bir gerçeğin sırlarını taşır.
Çok özetle, Fil Vakası İslam güneşinin doğuşundan 40 yıl önce cereyan etmiştir. O tarihte Mekke lideri peygamberimizin aziz dedesi Abdülmuttalip hazretleri idi. Habeş kumandanı dünyada emsali görülmemiş dev bir ordu ile Mekke'yi kuşattı. Binlerce filden kurulu bir ordunun, değil Mekke'yi, tüm Arabistan'ı hatta Bizans'ı imhası işten bile değildi. Zaten Ebrehe'nin amacı böyle geniş bir harekata yönelmiştir. Fakat sabaha karşı Habeş ordusu bir kuş sürüsünden atılan minik taşlardan imha oldu; yok oldu. Yüce peygamberimiz bu olaydan 40 gün sonra doğdu; dolayısı ile 40 yıl sonra da İslam güneşi yeryüzünü aydınlattı.
Sûrenin yorumuna geçmeden önce Abdülmuttalip ile Ebrehe arasında geçen çok ünlü bir olayı özetlemek istiyorum:
Ebrehe, çok güçlü olmasına rağmen bir ticaret merkezi olan Mekke'yi yakıp yıkmak istemiyor; teslimini bekliyordu. Her tarafta ünü yayılmış gücü karşısında Mekke'nin teslimi doğaldı. Ne var ki, Abdülmuttalip oralı değildir. Bir gün Abdülmuttalib'in deve ve koyunlarım yayılım sırasında Habeş ordusu ele geçirdi. Bunun üzerine Abdülmuttalip, Ebrehe'ye gitti.
Ebrehe Mekke'nin teslimini beklediği için Abdülmuttalib'i gayet nazik karşıladı.
Abdülmuttalip deve ve koyunlarım isteyince Ebrehe şaşırdı:
— Ben de seni Mekke'nin teslim şartlarını konuşmaya geldin, sandım, dedi.
Abdülmuttalip:
— Mekke'nin, dolayısı ile Kâbe'nin sahibi ben değilim, ben yalnız sahibi olduğum koyun ve develeri isterim, deyince; Ebrehe:
— Peki, Mekke'nin sahibi kim? Abdülmuttalip:
— Onun sahibi Allah'tır, git teslim şartlarını O'nunla konuş, dedi.
Ertesi gün Mekke'yi alt üst etmeye niyet eden Ebrehe'nin basma gelenleri ise Fil Sûresi net olarak açıklıyor.
Âyetlerin yorumlarına geçmeden önce, namaz sûreleri yorumunda izleyeceğimiz yolu açıklamak istiyorum.
Bilindiği gibi Kur'an âyetlerinin yorumunda mânâ açısından bir çok hikmetler vardır. Genellikle bir âyetin en dış mânâsından itibaren en az 7 mânâ içerdiği kesindir. Ancak bu manaların öğrenilmesi belli bir amaca bağlıdır. Yoksa her âyete bu 7 mânâyı vererek derinlerdeki hikmeti bulalım derken, amacı karıştırır ve kaybederiz.
Ben, bu serimizde her âyete üç mânâyı vermeyi tercih ettim. Önce en dıştaki manayı, sonra yaşadığımız ana yönelen mânâyı, sonra da enfüsî manalardan birini anlatmaya çalışacağım. Böylece namaz sûrelerine, günlük ahlakımıza en yakın noktadan yaklaşmış olacağız, önsözde de söylediğim gibi, Kur'an âyetlerinin hay sırrı demek olan daim yaşayan anlamı en önemli yorumudur.
Son olarak bir önemli noktaya daha değinmek istiyorum. Namazda bir zammı süre okununca, yeterli ihlâsımız varsa Cenab-ı Hak o sürenin bir hikmetim bize açar. Eğer arınmamız tam ise, yani Fâtiha'yı okuyup ona uyabilmişsek, bu kez okuduğumuz zammı sürenin hikmetini aynen seyrederiz. Mesela Fil Sûresi'ni okumuş ise, Fil Vakası'nı aynen seyrederiz ki, rükû'nun hikmeti zaten bu ihtişam-ı ilâhinin seyir sırrıdır.
Şimdi âyetlerin tek tek yorumunu yapacak, sonra da hay sırrı açısından topluca bir yorum sunacağım. Daha sonra yine özet bir enfüsi mânâ arz etmeye çalışacağım:
Âyet 1: «Rabb'inin Ashâb-ı Fil'e ne ettiğini görmedin mi?»
Bu âyetin zahiri mânâsını diğer mânâlara götürecek iki önemli noktası var:
1) «Ne ettiğini» diye tercüme ettiğimiz «Feale» kelimesi gerçekte mutad olan «Yaptığını» anlamını çok aşar, zira «feale» yapmak fiilini en kesin ve şiddetli kavramıdır. Sûrenin bu fiil hali ile başlaması, Cenab-ı Hakk'ın Fil Vakası'nda bizzat kudret-i ilâhisi işe ilâhî bir şamar attığını dile getirmektedir.
2) Efendimize Cenab-ı Hakk'ın hitap ederken kullandığı «görmedin mi?» tanımıdır.
Efendimizin ilmi ve sırrı iki ayrı eylemdedir:
Biri, kalb-i Muhammedi hikmetidir ki, ezelden ebede her hikmetin aslına vakıftır. Levh-İ Mahfuz'u bizzat müşahede eder.
Efendimizin hadisata ikinci tarz yakınlığı ise, bizzat Kur'an âyetlerinin bilfiil müşahedesi yolu iledir. Bir âyet inzal olunca bizzat âyetin tarif ettiği olay, Efendimizce müşahede edilir, seyredilir. Sûre-i Yusuf'u okuyanlar hatırlayacaklardır. Hz. Yusuf öyküsünü Allah, Efendimize âyetlerini inzal ederken aynı zamanda seyrettirmiştir.
İşte burada da Cenab-ı Hak Fil Olayı'nı Efendimize seyrettirmektedir; bu yüzden süre: «Görmedin mi, fil ashabına Rabbin ne yaptı?» diye başlamıştır.
Şimdi Efendimizin seyrettiği ekranda olay canlı bir şekilde bizlere anlatılıyor.
Âyet 2: «Onların keydlerini (düzen ve hilelerini) alt üst etmedi mi (boşa çıkarmadı mı)?»
Bu âyet, bize Ebrehe'nin ordusunu ve gücünü tanıtmaktadır. Onların güçlü tertipleri, filleri, strateji planları bir keyd'dir. Yani hile ve tuzak üzerine kurulmuştur. Hakka tecavüz eden bir tertip, bir plan ne kadar sistemli hazırlansa da temeli hile ve sahtelikle doludur. Zulüm ve sömürü, ancak her haksızlık ve şerrin ortaklaşa hazırladığı bir plandır. Bizzat çok güçlü görüntü, şerrin en büyük silahıdır. Çünkü mazlumda panik yaratır.
Allah, Ebrehe ordusunun Mekke çevresindeki bu güç gösterisini onun keydi olarak tanımlamaktadır.
Bu âyet, ikinci yorumumuz için temel noktayı teşkil eder. İslam ve Hak karşısında tüm güç gösterileri bir beşerî keyd'dir. Her türlü haksız gücün İlahî kudret karşısında perişan olabileceğini bildirmektedir.
Alttaki âyetlerde bildirildiği gibi, haksız bir güç ne kadar gösterişli ve kalabalık olsa, ne denli güçlü silahlara sahip olsa da Allah, onların hiç aklına hayaline getirmediği şekilde keydlerini başlarına geçirir.
Âyet 3: «Ve onların üzerine dalga dalga kuşlar gönderdi.»
Âyette dalga dalga, sürülerle gelen kuşların tanımlanması ilginçtir. Müfessirler, kuşların dünya kuşu mu, yoksa başka bir alemden gelen kuşlar mı olduğu konusunda açıklık getirmemişlerdir. Kuşun belli cinsinin bildirilmemesi bu yönde tereddütlere neden olmuştur.
Şüphesiz ki, kuşların cinsi bir noktada taşıdıkları taşların esrarına tabidir. Gerek kuşların, gerek taşların esrarı son ayette belirtilmektedir.
Bu kuşlar dünyadaki kuşlarsa, ilâhî bir emirle belli bir öldürücü maddeyi alıp Ebrehe ordusuna taşımışlardır.
4 ncü âyetteki taşlar başka bir âlemden sevk edilmişse, o zaman kuşların o alemden gelmiş olacakları düşünülebilir.
Son asırdaki bazı müsteşrikler, bu âyetten ilerdeki hava kuvvetlerine işaret anlamı çıkarmışlardır. Âyette özel bir açıklama olmadığına göre, taşları atanlar kesinlikle kuştur ve sürü sürü, dalga dalga gelmişlerdir. Kuşların bu tanımla sayılarının çok oluşu, Ebrehe ordusuna atılan taşlardaki öldürücü maddelerin mutlaka askerlere isabet etmesi hikmetini bildirmesidir.
Âyet 4: «Onların üzerine sert, delici taşlar atar.»
Ebrehe ordusunu imha eden kuşların attığı bu taşlar neydi?
Bu soruyu cevaplayabilmek için Ebrehe ordusunun bu taşlamadan sonra ne olduğunu bilmek gerekiyor. Bu yüzden dördüncü âyeti beşinci âyetle birlikte yorumlamak zorundayız.
Âyet 5: «Sonunda onları yenilmiş ekin gibi yaptı.»
Bu âyetin tarifi, içi boşalmış bitki tanesi şeklindedir; samanı kalmış, içi boşalmış kurumuş bitki.
Acaba gökten atılan sert minik taşlarla insanları topluca ve anında imha ederek, onları içi boşalmış görünümüne sokan olay nedir?
Son üç âyetin ifade ettiği Ebrehe ordusunun imha şekli üzerinde muhtelif tahminler yapılmıştır. Bu yorumların âyetin tariflerine uyması gerekmektedir. İmhanın ani, yok edici etkisi yanında, içi boşalmış, saman görüntüsü vermesi aslî unsurlardır.
a) Bir Alman müsteşriki, şiddetli bir çiçek salgınını savunmuştur. Kuşların çiçek virüsü taşıması ve ölenlerin yenmiş, oyulmuş buğdaya benzemesi bilim adamının bu tahminine hak verdirmektedir. Fakat imha harekatının âni oluşu bu tarz :yoruma imkan, vermemektedir.
b) Bitkilerde mevcut olan bazı kimyasal maddelerin kuşlar aracılığı ile atılmış olması düşünülebilir. Kimyasal harp maddeleri arasında iperit denen hardal türevi, deriye değince, onu delerek öldüren bir madde bilinmektedir.
Bu maddenin, taşlar uçunda atılması düşünülebilir. «Siccîl»in delici anlamı bu izaha yatkındır. Ancak, «Keasfin Me'kül» tanımım izaha bu maddeler yetmez.
c) Son yıllarda bu taşların radyoaktif oldukları, bu nedenle imhayı gerçekleştirdiği düşünülebilir. Ancak, tanıdığımız radyoaktif maddeler arasında atılır atılmaz ölüm getiren bir madde bilinmiyor. Ayrıca böyle bir maddenin «Yenilmiş ekin gibi» insanları parçalayıp öldüreceği de varsayılamaz.
Bütün bu ihtimalleri de izah eden, Arap Tarihlerinde Fil Vakası ile ilgili bir nottur. Bu Tarihlere göre Fil Vakası'ndan sonra Mekke'nin iklimi değişmiştir. Özellikle bu değişme bitki örtüsünde meydana gelmiştir. Fil Vakası'na kadar Mekke çevresinde Ebu Cehil karpuzu hiç yetişmezken, Fil Vakası'ndan sonra bu bitkinin çevrede yetişmeye başladığı tespit edilmiştir.
Bu müşahede, Fil Yakasındaki imha olayına radyoaktif bir ağırlık getirmektedir. Çünkü, nükleer bombalamalardan sonra bu tarz bitki örtüşü değişiklikleri görülmüştür. Ancak 3, 4 ve 5 inci ayetlerin toplu mânâlarına göre bu radyoaktif madde henüz tanımadığımız bir maddedir. Taşlar, arzdan alınsa da, alınmasa da şiddetli ve ani imha Özelliği olan nükleer bir maddedir.
Sûrenin ikinci mânâsına gelince:
Sûrenin devamlı yaşayan manasıdır. İkinci âyette biraz değindiğim gibi, Allah'a karşı çıkan zulüm ve haksızlığın temsilcisi, ne kadar güçlü görünse de; Allah onların planlarım ait üst ederek imha edecektir; hem de hiç beklemedikleri şekilde. İşte bir mü'min her namazda Sûre-i Fil'i okur, hem de ateist ve Marksistlerin göstermelik güçlerinden korkarsa büyük tezada düşer. Allah'ın Fil Vakası'na küçük bir süre şeklinde inzal edip, bize namazda okutmasının mesaj sırrı budur.
Mü'min, Sûre-i Fil sırrını her an yaşadığını, Allah davasına çevrilmiş silahların ne kadar güçlü görülse de imha olmaya mahkum olduğunu hiç hatırdan çıkarmamalıdır. Ancak, Fil Sûresi'ndeki bir başka hikmeti de hiç hatırdan çıkarmamak gerekir. Fil Vakası, Abdülmuttalib'in Allah'a tam iman ve güveni sonunda gerçekleşmiştir. Ayrıca o kentte efendimiz henüz ana rahmindedir.
Demek ki, biz fert ve toplum olarak Allan'a güvende tam bir ihlâs gösterir, gönlümüze efendimize sıdk ile muhabbeti koymuş isek, hiç bir dev ordu ve onun hileli düzeni bize etki yapamaz. İşte hemen her gün okuduğumuz Sûre-i Fil, böyle önemli bir mesaj taşımaktadır. Bu mesaj, özetle şöyle tanımlanabilir:
Hakk'a karşı çıkan zalim, ne kadar güçlü olursa olsun, akla gelmedik ilahî bir sistemle imhaya mahkumdur. Ta ki siz, Allah'a güveninizi ve Fahr-i Kâinat Efendimizi gönlünüzde daim yaşatmayı hiç aksatmayın.
Sûre-i Fil'in enfüsî mânâsına gelince:
Bütün sürelerde olduğu gibi Sûre-i Fil'in de 3 enfüsî manası vardır. Bunlardan birini açıklıyorum:
Ebrehe nefsi, Ebrehe'nin ordusu nefsin güçlü dünya ilgilerini temsil eder. Kabe ise gönül anlamına gelir. Kuşlar, ilâhi emirler, attıkları taşlar ise zikir anlamına gelir. Bu tertibe göre Efendimizin sırrını taşıyan gönül kâbemizi nefsin istilasından kurtarmak için, ilâhi emirlere uymalıyız ve zikirle (Allah'ı anış) niyaz etmeliyiz. O zaman nefs ve ordusu perişan olacak; gönül sarayımız hür kalacaktır.
Bir sürede 7 temel mânâ olduğunu beyan etmiştim. Bunlar her sûre için geçerli olmak üzere şöyledir:
1) Sûrenin dış mânâsı ve yorumu.
2) Sûrenin hay sırrına ait her devirde ve anda yaşayan mânâsı; bize yaşadığımız anda verdiği mesaj.
3-6) Birbirinden farklı 4 enfüsî mâna ve yorumu.
7) Sûrenin istihrâcî mânâsı, yani olacak ve olmuş olaylara ışık tutan mucizevî mânâsı.
Şimdi Sûre-i Fil'in istihracî yorumunu yapıyorum:
Sûre-i Fil'in istihracî mânâsı Efendimizin geleceğini bildiren olaydır. Bir çok Hristiyan bilim adamı Fil Vakası'ndan sonra İslam güneşinin doğacağını haber vermişlerdir.
İslam güneşinin ilim penceresinden görülmesi, İslam gerçeklerinin dünyada parlaması ise Fil Vakası olayına benzer bir olaydan sonra meydana gelecektir ki; bu son olay, 1940’ daki hava savaşlarıdır ve tam 40 yıl sonra İslam'ın ilim güneşi dünyayı aydınlatmış, Kur'an'ın ilmî mucizeleri bilenleri hayran bırakmıştır. (1980 den itibaren). Böylece Kur'an'a yapılan tüm Ebrehevani saldırılar, 1980 den itibaren Kur'an muarızlannın perişanlığı ile yok olacaktır.