
Âyet 1: Veyl (vay haline) bütün 'hümeze lümeze' gürühuna
Âyet 2: Ki bir mal toplamış onu saymaktadır.
Âyet 3: Malı, kendisini ebedî kılmış sanır.
Âyet 4: Hayır! O hutameye atılacak.
Âyet 5: Ve bildin mi hutame ne?
Âyet 6: Allah'ın tutuşturulmuş ateşi.
Âyet 7: Ki çıkar gönüller üstüne.
Âyet 8: O onların üzerine kapanacaktır.
Âyet 9: Uzatılmış sütunlarda.
Sûre Mekkîdir. Asr Süresi'nde hüsrandan kurtulma anlatıldıktan sonra, şimdi hüsranda kalanların akıbeti anlatılıyor. Namaz sureleri içinde cehennemin en net anlatıldığı sûre, bu sûredir.
Hümeze: İnsanları inciten, alay, eden anlamınadır.
Sûreye bu ismin verilmesi ve de bu tiplerin cehenneme en yakın insanlar oluşu çok ilginçtir. Demek Allah'ın en nefret ettiği davranış sahipleri «hümeze» ve «lümeze» gurubudur. Birinci âyette bu tanımları anlatacağım. Unutmayınız: Cehennemden, ilahî azaptan korkanların yapacağı ilk iş «hümeze» ve «lümeze» halini terk etmektir.
Âyet 1: «Veyl bütün hümeze, lümezeye.»
Hümeze: Hemz'i alışkanlık haline getirmek demektir.
Hemz: Sıkıştırmak, bunaltma, alay etme, aşağılama demektir.
Perde arkasında, insanlar aleyhine dolap çevirmek, dedikodu ve gammazlama da «hümeze»nin ikinci kat manasıdır. Hümeze'de, bu kötü huyların tümü vardır. Ancak, «hümeze» kavramının en çetini ve en adisi aşağılama, bunaltıp hırpalamadır.
Veyl: Yazıklar olsun, yuh olsun, demektir. Ayrıca cehennemde bir dere ismidir.
Lümeze: İnsanlara yukarıdan bakan, eksik arayıp kulp takan, kendini beğenmiş züppe demektir.
«Hümeze» ve «lümeze» küfür belirtisidir. Ve îmanla bir kapta kesinlikle bağdaşmaz. Zaten sûrenin amacı, küfre has bu huylara karşı mü'minleri uyarmaktır.
Âyet 2-3: «Toplayıp saymakla zevklendiği mala bağlılığı ve o malın kendini ebedî kılacağını zannetmesi.» Demek ki; kibirli, insanları aşağılayıcı davranışlar nefsin mal tutkusudur. Malını sayar durur. Ve onu ebediyyen kendine kalacak sanır. Bu dünya hırsı, diğer insanları ona küçük gösterir.
O halde dünya malına sıkı sıkı sarılan insan, nefs putuna tapmaya başlar ki; en vahim şirk budur. Bu hali, onu diğer İnsanlara karşı, alaylı, kibirli, aşağılayıcı kılar; herkesle alay eder. Yalnız kendini beğendiği için, dedikodu, gammazlama gibi hainliklere bayılır.
Mü'minde ise bu tablonun tersi vardır. Bir evvelki süredeki salih amellerde, yani güzel ve doğru hayat biçiminde ise:
Tevazu, ayıpları kapama, insanların zaaflarım hoş görme vardır. Mü'min, kendini hiç kimseden üstün görmez. Ne kadar çok malı da olsa, ona güvenmez. Kendinin saymaz. Malı elinden çıkınca da üzülmez. Yani,
«Ne yoklukta yerinir.
Ne çoklukta sevinir.»
Dünya malına bağlılık arttıkça, ondan ayrılmak korkuşu bir yandan, onun daha fazlasına sahip olma hırsı bir yandan o şahsı kemirir. Asr Sûresi'nde söylediğimiz gibi, hüsranın içinde kıvrandırır. Ya da şu anda kıvranmıyorsa bile bir an sonra kıvranacaktır.
Âyet 4: Burada âyet «kellâ» ile başlıyor. Bu da bir tarz kasemdir. «Celâlim hakkı için öyle değil» Anlamına bir hitabdır.
Bizim Türkçede «İş bildiğin gibi değil» sözü, bu mânâya bir anlamda yakındır.
«Onları hutameye atacağım.» «Hutame», Hatm'den gelir. Kırıp geçiren, mahvu perişan eden anlamına gelir. Ancak Kur'an'da «hutame»nin karşıtı cehennemdir. Ancak, bu sûre içinde cahîm olarak geçmeyip de hutame olarak geçmesinde Kur'an'ın edebî bir inceliği vardır,
Ölümü yaklaşınca, o «hümeze» ve «lümeze» öyle perişan olur ki; onun azabım, Ölürken çehrelerinin aldığı korkunç şekilden hepimiz,sezeriz.
Âyet 5: «Ve bildin mi hutame ne?» O dehşetle kırıp geçiren bu sır nedir?
Zira, o «hümeze» ve «lümeze»; kibr-i azametleriyle, herkesle alay edip, fesad halleriyle ilahlık taslıylorlardı. Böylece celal tecellimi taleb ettiler. Tıpkı Nemrud ve Firavun'a yaptığım gibi: Onları, önce son nefeslerinde, sonra cehennemde perişan edeceğim.
«Hümeze» ve «lümeze» güruhu, menfî bir ceryana tutulmuş gibi hutameye doğru adeta koşarlar.
Âyet 6: «(O hutame) ilahî bir ateştir, tutuşturulmuştur.»
Buradaki ateşin önceden tutuşturulmuş elması, levh-i mahfûzdaki varlığını beyandır. Ancak, alttaki âyetten anlaşılacağı veçhile, «hutame» yalnız maddî değil, mutlaka aynı zamanda mânevî olarak da etkileyen müthiş, mahvedici bir ateştir.
Hz. Ali bu âyetin yorumunda:
«Şu insanoğlu ne gariptir! Altında ateş yanar durur, hala isyandadır» buyuruyor.
Kibir ve başkalarım istihza île gurur, insanı sarınca mutlaka «hutame» de onu sarmıştır.
Hümeze Süresi, nefsin ilahlık taslayan korkunç putunu dile getirdiğinden; bir anlamda yakıcı, kahredici cezanın da hikmetini açıklamaktadır. Benliğe düşmüş nefsin, tashih ve ıslahı ancak hutamededir. Bu derdin, bu korkunç hastalığın ilacı, kahredici bir ateştir, İlahî celâl tecellîsidir.
Âyet 7: «(O hutame) ki kalpler üzerine çıkar.»
Yani insanı, mânasının özünden yakalayarak yakar; maddesi yanar biter, yeniden halk olur, yeniden yanar. Fakat «hutame»nin asıl kahredici azabı gönüller üzerinde, mânanın en derinlerindedir.
«Kalbin üzerine çıkar» tabiri, «hutame", tanıdığımız en derin acı olan, gönül derdinden de daha yakıcı demektir.
Âyet 8: «(O hutame) onların üzerine kapanacaktır.»
Nemrud sıfatlı kişiler «hutame»yi öyle celbeder ki, «hutame» onların madde ve manalarına kenetlenir. Zımba gibi onlara geçer, Allah'ın celal sıfatının bir yansıması olan «hutame», her isyan ve inkarı sarmış, onu adeta ihata (kuşatmış) etmiştir. Bu ateş, madde ve mânada o «hümeze» ve «lümeze»yi (inkar ve isyanda olanları) nokta nokta her yerinden yakacaktır. Madde ve manadaki bu ilahî azap, adüv nefse zorunlu bir ilaçtır, kaçınılmaz bir intibaktır. Bu intibakın sırrını sûrenin son âyeti açıklıyor.
Âyet 9: «Uzatılmış sütunlarda»
Amed, «amud»dan gelir; dikleşmiş demektir. Bilimsel olarak «dik koordinatlarda» demektir. Böylece «hutame»nin etki tarzı açıklanmaktadır.
«Fî amedi'n mümeddedeh» kelime topluluğuna çok İnceden inceye bakmak gerekir. Zira, «amed»: Dik yönler, koordinatlar anlamına geldiği halde, aynı kelimeden türeyen, «mümeddede» kelimesi, «dikine uzatılmış» demektir. Aslında iki kelime birlikte geometri bir mekanı temsil etmektedir. Tam bilimsel tabirle «dik koordinatlarda» anlamına gelmektedir.
Âyette «diklik» ve «sütunlaşmış» kelimelerinin aynı kökenden türemiş olarak kullanılmasının özel bir nedeni de:
a) Şiddetli celâl etkisinin belli bir koordinata yansıyarak, kaçınılmaz bir dehşet alanı meydana getirişini ifade etmek içindir.
b) İsyan ve inkarın, bir başka anlamda nefsin ilahlık davasına kalkmasının, böyle şiddetli bir azap alanına sür'atle yaklaşma sonucunu otomatik olarak getirdiğine işarettir.
c) Azabın şiddetinden, nefsin dik bir koordinatta uzun bir mekanda hareketsiz kalacağı dile getirilmektedir.
Nefsin hayatta iken arınması, terbiyesi ne denli güçlü olursa, bu dik koordinatlarda cezalanmaktan o kadar uzaklaşır.