Âyet 1: O kâria
Âyet 2: Nedir o kâria?
Âyet 3: O kâria'nın ne olduğunu sana ne bildirir?
Âyet 4: O gün insanlar çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak.
Âyet 5: Dağlar da didilmiş elvan yünleri gibi atılacaktır.
Âyet 6: İşte o vakit mizanları ağır basan kimse
Âyet 7: Artık o hoşnut bir hayattadır.
Âyet 8: Amma mîzanları hafif gelen kimse
Âyet 9: O vakit onun anası hâviyedir.
Âyet 10: Ve bildin mi hâviye nedir?
Âyet 11: Kızışmış bir ateş.
Sûre, Âdiyat Sûresi'nden kısa bir süre sonra inzal olmuştur. Kenûd olan insanın akıbetini anlatmaktadır. Âdiyat Sûresi gibi on bir âyet oluşu da bu inceliğe bir işarettir.
Âyet 1 - 3: Bu üç âyet topluca «Kâria»yı tanımlamaktadır. «Kâria»nın bilimsel olarak bilinip kavranmasının imkansız olduğunu belirten ikinci âyet:
«Onun ne olduğunu sana kimse bildiremez» tarzında dile getirmektedir.
Kâria: Şiddetle çarpan belâ demektir. Genel anlamda kıyameti simgeler. Evet, lügat anlamı açısından, dehşet günü, akıllara hayret veren çarpma anlamına da gelmektedir.
Ancak âyetlerin ifadesinden anlıyoruz ki, «kâria» görmeden bilinemeyecek şiddetteki bir çarpmadır.
Bu çarpmayı, bilimsel olarak tanıdığımız müthiş çarpmalardan da ötede ve şiddette kabul etmemiz gerekiyor. Yani nötronun çekirdeğe çarpması, yıldızların Black Holes'e çarpması dahi «kâria»dan hafif olaydır. Kârîa'nın şiddeti üç kez tekrar edilerek, özellikle vurgulanmıştır.
Şimdi sûre, «Kâria»nın azametini 4 ve 5'inci âyetlerinde açıklayacak
Âyet 4: «O gün insanlar çırpınıp yayılan pervanelere benzeyecek (ateşe koşup atlayan pervaneler gibi şaşkınlık içinde çırpınacak).»
O şiddetli çarpma mekanı yırtıp, cazibeyi sıfırlayacak. Kâria'nın husûsiyetini anlamak için özellikle iki âyeti tanımak gerekiyor:
a) Şurâ Sûresi, Âyet 5: «... Gökler kudret-i ilâhînin şiddetinden patlayacak gibi gerilimdedir.»
b) Embiyâ Sûresi, Âyet 104: «O gün ki, biz semayı kitabların sahıfesini dürüp büker gibi düreceğiz...»
Demek ki, kıyamette boyutlar yıkılacak ve onlara bağımlı sema gerilimleri ve cazibe yok olacak, böylece insanlar şaşkın pervaneler gibi havada uçuşacak.
Tabir olarak tüm irade ve kişilik de mana bütünün-, de yok olduğundan, insanlar tam şaşkın pervaneye dönecek.
Aslında insan inkarda iken de böyle kâria çarpmış gibi şaşkın uçan pervanelere benzer.
Âyet 5: «Dağlar da ıhni Menfûş olacak.»
«Didilmiş, renk renk yünler gibi dağılacak.» Bu tanım da tam mânasıyle boyutların yıkılıp, cazibenin, yer çekiminin yok oluşunu tarif etmektedir. Ancak burada en ilginç nokta, dağların dağılırken renk renk pamuklara benzetilmesidir. Bu hikmeti bilimsel olarak şöyle açıklayabiliriz.
a) «Kâria» yalnız cazibenin yok olması değil, boyutların yıkılmasıdır. Zira eğer yalnız cazibe yok ofsa idi renk değişmezdi.
Renk: Kuvant titreşiminin mekandaki bir matematik bağlantısıdır. Mekanlar yıkılınca renkler değişir. Ve elvan elvan yeni titreşimler doğar. Ve dağın parçaları, cazibesini yitirdiğinden, yün gibi hafifler. Boyutlar değiştiği için değişik renklere bürünür.
b) Dağlarda bileşik halde bulunan elementler birbirinden ayrılacak; her element ayrı renkte kuvant emme özelliğinde olduğundan, renk renk parçalar havaya yayılır.
Kıyamete ait temel fizik kavramların tümü «Kâria» sırrında toplanmıştır. Boyutlara korkunç bir etki olacak ve boyutlar kapanan bir kitabın sayfaları gibi adeta dürülecek.
Sûrenin bundan sonraki bölümünü, yüce mahkemenin temel yasaları dile getirecektir.
Âyet 6: «İşte o vakit mizanları ağır basan kimse.»
«Mevazîn» tüm davranışları, duygulan kaydeden çok hassas bir kompüterdir. İlâhî yasalara göre programlanan bu kompüter, mahşerde ekrana sonuçları yazacak, alınan puanlar değerlendirilecek, eksiler, artılar birbirini götürecek; sonunda ağır basan yanı:
Kulluk ve sevabı çok ise, onlar hoşnud olacak.
«Mevazîn»in ağır basması için ne yapmamız gerektiği Asr Sûresi'nde özetlenmiştir.
Ancak, bu âyetle getirilen önemli mesaj şudur:
(Madem ki her duygumuz ve davranışımız kompütere kaydediliyor, o halde, bilerek bilmeyerek işlediğimiz günahların karşılığında aldığımız menfî puanları gidermek için çok hayır İşlemeliyiz. Hesap gününe bol müsbet puanla gitmeyi başarmalıyız. Sûre-i BeIed'de bu tarz müsbet hayırlar bildirilmiştir.
Âyet 7: «Artık o bir îşe-i râdiye'dedir (hoşnut bir hayattadır).»
Îşiye: Hoşnut bir hayat demektir, «Îşiye» ile «Râdiye»nin birlikte kullanılması, hoşnutluk üzerine hoşnutluktur ki, her an ayrı bir saadeti ve ebedî hayatın sonsuz zevkini ifade eder.
«Îşiye» zaten mutlu bir hayattır. O hayat içinde ayrıca hoşnutluk (Râdiye), cennet zevkinin zarif bir tarifidir.
Enfüsî mânada billûrlaşan nefs, bu zevki dünyada da tadar, ayrıca gönüldeki sır, bu îşe-i râdiye saadetiyle dolu olduğundan, gönüldeki mutluluk akıl almaz bir zevk alemdir.
Âyet 8: «Fakat mîzanları hafif gelen kimse.»
Âyete dikkat ederseniz «mizanları boş olan» demiyor; «hafif gelen» diyor, «yeterince kulluk yapamayan» diyor. Asr Sûresi'nin yasalarına uymayan, hesabı hafif kalandır.
Demek ki, layıkıyla îman ve sâlih amel olmazsa, mîzan hafif gelecek ve de mahşerde hüsrana mahkum olacak.
Kulluğu yeterince yapmayanların akıbetine gelince:
Âyet 9: «Onun anası hâviyedir.»
Burada iki tarz mâna düşünülmüştür:
a) Onun mekanı, vatanı hâviyedir (cehennemde bir mekan).
b) Yada, onun intikal kanalı, otomatik yatağı hâviyedir.
Âyet 10 -11: «Bildin mi hâviye nedir? »
Dünyada benzeri olan bir mekân değildir. «O nârı hâmiyedir.»
Cehennemde bir uçurumdur. Bu uçurum İncil'de de geçer.
«Nâr-ı hâmiye» ateşin en kızgın bir mekanıdır. Tekâsür Sûresi'nde cahîm'le biraz daha açıklama getirilecektir.
Ancak Kâria Sûresi'nin bu son üç âyeti, hepimizi çok ciddi ve içten kulluğa davet etmektedir. Yarım yamalak îmanla yola çıkıp hiçbir hayırdan nasibi olmayanlar, kendini aldatıp cennetten umut ummasınlar. Kulluk ve hayır ağır basmadıkça «Nâr-ı hâmiye»yi hiç hatırdan çıkarmamak gerekir.
Çünkü İnsan oluşun kaçınılmaz zorunluluğu, içten ve dosdoğru bir îman ile daim hayra yönelik sâlih (güzel) bir yaşayış tarzıdır. Bu iki gerek yerine gelmedikçe ilâhî kompüter müsbet ekranı yakmaz ve «hâviye» felaketi otomatik olarak onu alır.

