
Âyet 1: Sesle koşanlara (hızından ses çıkaranlara)
Âyet 2: O şiddetinden ateş saçanlara
Âyet 3: Ve sabah erken baskın basanlara
Âyet 4: Ve toz duman savuran
Âyet 5: Ve toplu olanı aniden ortalayan kuvvetler hakkı için
Âyet 6: İnsan Rabb'ine pek nankördür.
Âyet 7: Ve kendisi buna şahiddir.
Âyet 8: Ve hayrı sevmeye şedîddir (hayra karşı pek çetindir).
Âyet 9: Fakat bilmeyecek mi? Deşildiği zaman kabirdekiler
Âyet 10: Ve sadırdakiler derildiği zaman
Âyet 11: O gün Rabb'leri onlara elbette habîrdir.
Sûrenin inceliklerinin kavranması, sûreye ismini veren «Âdiyat» kelimesinin anlaşılmasına bağlıdır.
Sûrenin ilk beş âyeti, cesur bir savaşçı gurubunu tarif etmektedir. Genelde bir süvari gurubu şeklinde yorum yapılmasına rağmen, at ve süvari kelimeleri âyetlerde geçmemektedir. Bi'setin ilk yıllarında inzal olan bu süre geldiği zaman, Müslümanlarda süvari birliği olmadığı gibi, savaş emri de çıkmamıştır. Ayrıca «Fe» bağlantıları hep geleceğe yönelik tanımlar getirmektedir.
Önce «Âdiyat» kelimesi üzerinde duralım:
a) Âdiyat, canlılar için kullanılınca: Hızlı koşmak, taarruz, tecavüz anlamınadır, çoğuldur (Adiyy).
b) Cansız olaylar için «Âdiye», intikal demektir. Mekan ve fizikte, hızla bir noktadan diğer noktaya intikal anlamına gelir.
Şimdi bu temel etimolojik kavramlara sadık kalarak 1 ve 5'inci âyetleri topluca açıklayalım:
Ayet 1-5:
1) Soluk soluğa koşan ayaklarından ateşler saçan, sabahın erken saatlerinde baskınlar yaparak,ortayı toz duman ederek düşmanın ortasına dalan savaşçılara and olsun.
2) Âyet gurubu geleceğe yönelik olduğuna göre, modern bir savaşçı gurubunu da özden tarif etmektedir.
Bir jet filosunun şiddetle ses çıkarıp, ateş çıkararak sabah saatlerinde düşmanın ortasına saldıran savaşçılarına and olsun.
3) Kalplerinde inançsızlara karşı çakmak çakmak öfke doğarak, seherde inançsızlara karşı, şimşek gibi sözlerle ortalarına dalarak mücadele eden mücahidlere and olsun (Âdiyat'a kalplerde kutsal öfke doğması anlamı verildiğine göre).
4) Gönüllerde doğan zikir heyecanıyla nefsine tam ortadan dalıp onu perişan eden aşıklara and olsun.
5) Fizik anlamda ayet nötronu tanımlamaktadır. Bir atom çekirdeğinin tam ortasına ses titreşimleri sür'atinde nötron atılırsa, ondan çakmak çakmak ışınlar çıkar ve çekirdek parçalanır.
Şimdi de âyetlerin verdiği önemli mesajları inceleyelim:
a) Seher vaktinin başarıdaki önemi: Seher vakti, nötronların en randımanlı ışın yansımaları anıdır. Ayrıca seher, tüm mana hikmetlerinin ezelden yansıdığı bir andır. Aynı zamanda bu seher anı, inanmayanların ve nefsin özellikle gaflet anıdır. İnananların fikir taarruzları küfrün böyle uyuştuğu anlarda çok etkilidir.
b) Birinci âyette geçen müsbet düşmanlık kavramı Müslümanlar için çok önemlidir. Zira yanlışa karşı çıkmak, yürekten gelen bir îman zevki, hatta sorumluluğudur.
c) İnanan bir askerî güç, cesaretle düşmanın tam ortasına vurmalıdır. Selçuklu ve ilk Osmanlı Orduları, savaşlarda bu ayete çok önem vermişlerdir.
Fizik kavramda da bir parçacığın daima hedefin ortasına yöneltilmesi gerekir. Çekirdek olaylarında olsun, biyolojik olaylarda olsun, hedef mutlaka cepheden ve ortadan ışınlanır.
d) Âyette geçen kelimelerin çoğu, mecazî mânası çok zengin olan kelimelerdir. Bunun nedeni, âyetlerin yorumlarına geniş kapsamlı imkan vermesidir. Ayrıca bu süre, edebî ahenk açısından emsalsiz bir şaheserdir. Bu süre geldikten sonra Mekke'de tüm edebî yarışmalar terk edilmiştir. Çünkü hiçbir edebî beyanın sürenin bu muhteşem güzelliğine erişemiyeceği kafirler tarafından da anlaşılmıştır.
Şimdi bu ilk beş âyette geçen kelimelerin bazılarındaki esrarengiz manaları dile getirmeye çalışacağım: İkinci âyette geçen «Kadh» kelimesi, bilimsel olarak hızlı çarpmak ya da sintilasyon anlamına gelir. Bu açıdan ayetlere verdiğimiz nötron çarpması örneği çok uygun bir tanımdır.
Felmûriyat: Meşale, simge, süngü anlamlarına gelir.
Nak'an: Toz duman kaydırmak, yok etmek anlamlarına da gelmektedir. Bu kelime de hem savaşçının zafer sonuçlarım hem nötronun çekirdeklerinin karmakarışık yapan etkisini simgelemektedir.
Bütün bu manalar dışında, bu beş âyet muhteşem hac ziyaretini de dile getirmektedir.
Hz. Ali bir yorumunda, bu beş âyeti, gönüllerden coşup gelen bir hac ziyareti olarak yorumlamıştır. Böylece hac ibadetinin, insanın iç dünyasındaki fırtına yaratan zevki anlatılmaktadır.
Âyet 6: «İnsan Rabb’ine karşı kenûddur.»
Kenûd: Anûd, kefur, nankör demektir. «Kenûd»un nâkıs, cimri, verimsiz anlamına da geldiği bilinmektedir.
Beş âyetin toplu mânasından sonra, insanın Rabb'ine karşı «kenûd» oluşu, çok zarif bir mesaj vermektedir.
Şöyle ki: ilk beş âyette tarif edilen, heyecanı ve cesareti yoksa; o insan «kenûd»dur.
Mana dilinde «kenûd», hamdin tam tersidir. Bu hikmet çok iyi bilinmelidir.
Âyet 7: «Ve kendisi buna şahiddir.»
Bazı müfessirler «Allah buna şahiddir» diye yorum yapmışlarsa da daha doğru ve yaygın olan yorum; «Kendisi buna şahiddir» çevirisidir.
İnsanlar, Rablarına karşı nasıl candan hamd etmediklerini ve atıl, yararsız yaşadıklarını pekala bilmektedirler. Çünkü gerçek pek aşikardır.
Nefs, gerçeği mutlaka ve tartışmasız bir şekilde bilmektedir. Buna rağmen:
Âyet 8: «(Çünkü o) hayrı sevmeye şedîddir.»
Bu üç ayet üç tarzda ifade edilebilir. Zîra «hayır» ve «şedîd» kelimeleri birbiriyle farklı nisbetler kurar.
a) O insan, hayrı sevmeye karşı şedîd, aksi ve tersdir.
b) O insan, dünya malına karşı şiddetli ilgi duyar.
c) O insan hayr işlerine karşı şiddetli bir inkıbaz halindedir; hayırdan şiddetle kaçar.
Kenûd vasfı, nefse ait korkunç bir huydur. Fedakarlıktan uzak, her türlü hayra düşmandır. Nerede hayırlı bir iş varsa ona karşı gelir,
Âyet 9: «Fakat bilmeyecek mı? Deşildiği zaman kabirdekiler.»
Kabirdekiler deşilip fırladığı zaman, o insan, elbette her şeyi görüp bilecektir.
a) O gün, o dehşet günü: «Ah bir îman kahramanı olsaydım; ne aptalmışım, kenûd oldum» diyecek.
b) Mahşer günü basma gelecekleri şimdiden öğrensin.
Kur'an, o gün olacakları Âdiyat Sûresi'nde bize hatırlatmaktadır. Yani, Âdiyat Sûresi'nin ilk beş âyetindeki kahramanlardan olmaz, kenûd olursanız; kabirden fırlayınca huzur-u ilâhîye ne ile gideceksiniz?
Âyet 10: «Sadırdakiler derişiği zaman.»
Gerek ölüm anında, gerek mahşerde gönüldeki ilgiler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacak, o zaman kenûd'un sinesinden dünya sevgisi, menfaat ve inkardan başka bir şey çıkmayacaktır. Bu ise, azapların pek vahimidir.
Halbuki mü'minin gönlünden heyecan, fedakarlık, sevgi ve kahramanlık çıkacaktır.
Âyet 11: «O gün Rabb'leri onlara elbette habîrdir.»
Yani, kenûd olup, insanlar uğruna mal, fikir ve can fedakarlığı yapmayanların vay haline. Rabbleri, onların korkak, silik, mücadeleden kaçan fiillerini en ufak ayrıntısıyla kaydetti; o gün, onlara da bildirecektir.
Daha önce de söylediğim gibi; bundan sonraki âyetler, Âdiyat Sûresi'nin hamdin tersi olarak ilan ettiği «kenûd insan»ın akıbetini dile getirecektir, özellikle Sûre-i Fil'e kadar sürelerin hepsi, Âdiyat Sûresi'ne yorum getirecektir.
Enfüsî mânada «kenüd" adını alan nefsdir. Gönül ise, savaşçı kahramandır. Kâria ve Tekâsür Sûreleri nefsin akıbetini tarif edecektir.